16 Kasım 2012 Cuma

Ayodya Resort Hotel, Nusa Dua, Bali
















Otelimiz Bali’nin Nusa Dua denilen bölgesinde tamamen oteller ve turizm bölgesi olarak tasarlanmış, özel güvenlik çemberlerinden geçerek girilen bir bölgede yer alıyor. Ayodya Resort beş yıldızlı bir otel, eskiden Hilton Oteli olarak hizmet verirken el değiştirmiş. Otelin içi de gayet güzel, ferah. Oldukça kalabalık olmasına rağmen geniş alana yayıldığı için bunaltıcı bir kalabalık hissi yaratmıyor insanda.

Otel oda+kahvaltı çalışıyor. Kahvaltısı zayıf. Bahçe katındaki standart odaları bile gerçekten kalınası. Okyanus kenarında ve gerçekten göze hitap eden bir havuzu var.

Bali’ye gidip güzel bir otelde kalmak isteyenlere tavsiye edilebilir ama gezginler için konum itibariyle pek uygun olduğunu söyleyemeyeceğim. Çünkü Nusa Dua şehir merkezinden uzak, balayı otelleri için tasarlanmış bir bölge, merkeze uzak. Bali toplu taşımanın neredeyse sıfır olduğu, herkesin mobiletlerle ulaşımını maceralı şekilde sağladığı, geriye kalanın da taksileri kullandığı bir yer ve Bali’yle ilgili anahtar cümleye gelirsek, turist fırsatçılığının hat safhada olduğu ve bol bol kazık atma üzerine kurulu bir ekonomilerinin olduğunu söyleyebiliriz.

Dolayısıyla eğlence ve gezi merkezlerine yakın olayım derseniz, Kuta bölgesindeki Mercure Hotel’i tercih edin derim.

Nusa Dua bölgesinin içinde de Bali Collection isminde bir alışveriş bölgesi yer alıyor, Nusa Dua’da kalanlar burayı akıllarında iyi tutsun, çünkü restoranlar, masaj salonları, alışveriş merkezleri ve marketlerle dolu bir alan ve pek çok ihtiyacınızı rahatlıkla karşılamanıza yardımcı olacak.

Görsellerin tamamı otele aittir.

19 Eylül, Bali'de Tam Gün Bir Tur

Havaalanı transferimizi yapan Reno ve arkadaşı bizi sabah 8.30’da almaya geldi. Bu tur için 114 dolar ödedik. Rahatlıkla söyleyebilirim ki Bali’de moralimizi bozmayan tek gezimiz bu oldu, diğerlerinde hep bir kazıklanma eğilimi ve istediğini yapamamanın verdiği hayal kırıklığı yaşadık.




Arabada bile tanrıya sunulan yemekler var ve Reno tabağın kuzeyine şu renk yemekler şunun için konuyor, güneyine bu renk yemekler bunun için konuyor diye açıklamasını yapıyor. Enteresan bir süsleme teknikleri de var.

İlk olarak geleneksel Bali gösterisi Barong dansını izlemeye gidiyoruz. Yaklaşık bir saatlik bu gösteride yine o meşhur çınçın müzik fonda ama bu kez canlı olduğu ve teatral bir gösteri eşliğinde sunulduğu için daha katlanılır.



















Gösteri sonrası Bali’nin gümüş, ahşap işçiliği ile meşhur atölyelerine uğradık. Burada ilgili çalışmaları görüp showroomunu gezdik. Gerçekten bir sanat olduğu ortada muhteşem eserler var ancak alınmaya değer büyük parçalar için 2,000 dolar civarı fiyat istiyorlar.









Bali'de horoz dövüşleri oldukça popülermiş, bunlar da dövüştürülen horozların konulduğu sepetler ve ahşap işçiliği ile sembolize edilmiş halleri.


















Ardından Bali’nin en büyük tapınaklarından biri olan Goa Gajah'ya gittik. Ben menstural dönemimde olduğum için tapınağın içine giremedim, Umut'un üzerinde şort olduğu için beline bir şal dolayıp girdi ve fotoğraf çekti, içeride yemekler pişiyormuş. Aslında içeri girmemek bir eksiklik yarattı mı derseniz çok emin değilim, çünkü her evin bahçesi, her bahçenin bir köşesi zaten tapınak... İnanışlarına göre her sabah tanrılarına yemek sunuyorlar, yenilmediğini görmeleri fark etmiyor çünkü tanrılar uyuyor ve uyandıklarında aç olup onların gazabına uğramayı istemiyorlar. Heykelleri, kutsal ağaçları giydiriyorlar, çıplaklık Hinduizm'de de günah kabul ediliyor.







Sonra Kinta Mani yanardağını görmeye gittik. Aslında zannedilmesin ki yanardağın tepesine çıkılıyor, karşısındaki tepeden kendisini izliyorsunuz ama gerçekten muhteşem bir manzara… En son 1994 yılında yanardağ patlamış ve hemen yanında da muhteşem bir volkanik göl oluşmuş. Yanardağ çevresinde yerleşim var. O manzara eşliğinde de bir restoranda açık büfe yemeğe kişi başı 100,000 rupiah vererek karnımızı doyurduk.



Vanilya ağacı




Kakao ağacına saldırırken



Zencefil





Ardından bir kahve atölyesine gittik. Burada da ağaçta yetiştirilen kahve ve kakao çekirdeklerinden yapılan ev yapımı kahve ve çikolatalar, çeşit çeşit çayların yapılışı gösteriliyor ve satışı yapılıyor. Bu gezideki en sevdiğim atölye burası oldu. Vanilya, kakao, kahve ağaçlarını görüp gelincik hayvanının kakasından yapılan Luwak kahvesini tatmak, çeşitli baharatların yapımına şahit olmak değişik bir tecrübe oldu. Bahçedeki ağaçların arasında gezdikten sonra sıra çay ve kahve tadımına geldi. Bali kahvesi, vanilya, çikolatalı kahveler, Luwak kahvesi ile limonlu ve zencefilli çayları denedik. Benim favorilerim zencefilli çay ile vanilyalı ve ginseng kahvesi oldu. Sonra satış ofisinden yeşil çayla birlikte bu saydığım kahveleri ve hediyelik birkaç tane kahveyi alıp ayrıldık.

Sonrasında Ubud’a geçtik. Ubud bir alışveriş diyarı. Özellikle Bali’ye özgü ahşap, gümüş işleri, cam mozaik süsleri, ipek şallar, uçurtmalar… Bizim amacımız ne bulsak toplamak değil, oraya özgü, başka bir yerde bulamayacağımız şeyleri almak olduğu için çok ilgilenmedik.




Son olarak Bali’nin meşhur pirinç teraslarını da gördük, oradaki çiftçilerin şapkalarından bir adet alıp yorulmuş bir halde turu tamamladık. Akşam yemeğini de Nusa Dua’ya yakın bir caddede yine deniz ürünü yiyerek günü tamamladık.

24 Ekim 2012 Çarşamba

Anlatacak çok şey var: Mesela Balili taksiciler...

Neredeyse tek geçim kaynağı turizm olan bu adada inanılmaz derece turist fırsatçılığı ve tacizi söz konusu. Daha önce de belirttiğim gibi ada sanıldığı kadar küçük bir yer değil, bir yere gitmek için ya çok çok tehlikeli olan mobilet kiralama yoluna başvuracaksınız ya da taksiye bineceksiniz. Taksiye bindiğiniz anda soru yağmuru başlıyor “ne zaman geldiniz, ne zaman döneceksiniz, şuraya gittiniz mi, buraya gittiniz mi, masaj yaptırdınız mı…” Siz de yabancı sempatikliği ile cevaplar veriyorsunuz, örneğin “masaj yaptırmadım” demiş bulunun hemen bir sürü broşür çıkıyor “burada masaj yaptırabilirsiniz, şu kadar indirim var” diyor taksici ya da size sormadan bir alışveriş merkezinin içine kadar sokuyor, burada gez, alışveriş yap diye. Hiç olmadı “yarın sizi 400,000 rupiah karşılığında 12 saat gezdireyim” diyorlar. Aslında cazip bir teklif gibi geliyor, tüm gün boyunca özel araba ve şoför eşliğinde istediğiniz yere yaklaşık 40 dolara gideceğinizi sanıyorsunuz. Ancak bunu tecrübe etmediysem de, tahmin etmek hiç zor değil, tüm gününüz adamın belirlediği rotada, onun anlaşmalı olduğu kahve, ahşap ve gümüş işçiliği atölyelerinde alışverişe zorlanarak geçiyor, gitmek istediğiniz yere ise kah trafiği bahane ederek, kah başka katakullilerle götürmüyorlar.


İlk gün Jim Baran’a gitmek üzere otelin lobisinden çağırdığımız taksi, daha otelin kapısından çıkar çıkmaz arabayı yolun kenarına çekip çekmecesinden broşürleri çıkardı. Masaj salonları, rafting turları, restoran broşürleri… “Tamam bakarız, gidelim” dedikçe dinlemiyor, devam ediyor anlatmaya, şöyle indirim var, böyle indirim var diye. Neyse biz tamam ilgilenmiyoruz, Jim Baran’a diyince, Jim Baran’da anlaşmalı olduğu restoranın içine kadar soktu bizi. Dellenmemek işten değil!

Başka bir tanesi ile üç yere gitmek üzere anlaşma yaptık, adam yolda önce alışveriş merkezlerine oraya buraya bizi zorla sokup ardından çok trafik var yetişemeyiz bahanesiyle sadece bir yere götürdü.

En iyisi bindiğiniz takside sordukları her soruya gittik, yaptık, denedik diye cevap verip zaten bugün son günümüz diye konuşmayı kesmeniz. Benden söylemesi…