11 Ocak 2013 Cuma

Mutlu Olmak İsteyen Adam - Laurent Gounelle "Ne düşünüyorsak oyuz!"



Haftasonu geldi bile, bloggera fotoğraf yükleyememe sorunumsa hala devam ediyor ama fotoğrafları saklıyorum, zamanı geldiğinde ekleyeceğim. Bu yüzden de Rusya yazılarıma devam edemiyorum:(

O halde kitaplardan devam edelim....

Bu kitap bana piyangodan çıktı. Arkadaşım Ayşin okurken elinde gördüm ve "bitince bana verir misin" deyiverdim. Okudum ve bitirdim yine birkaç günde.

Bir kişisel gelişim kitabı, öyküleştirmesi ise benim için ayrı anlamlı çünkü Bali'de geçiyor. Bahsettiği her yeri bilerek okumak ayrı bir tat veriyor doğrusu!

Ben susayım şimdi, alıntılarım konuşsun...

"Bizler ne düşünüyorsak oyuz. Dünyamızı düşüncelerimizle inşa ederiz.- Buda"

"İnsan kendinde bir şeyin olduğuna inanırsa, ister olumlu olsun, ister olumsuz, bunu yansıtacak şekilde davranır." (s.28)

"Yaşadığınız her şeyin kökeninde aslında inandığımız şey yatar." (s.28)

"Bir şeye inandığımızda o gerçek olur, bizim gerçeğimiz olur." (s.29)

"İnsanlara işitmeyi arzuladıkları şeyi söyleyerek onların gelişimine yardım edilemez." (s.38)

"İnsanlar inandıkları her şeye çok bağlıdırlar. Hakikati aramazlar, yalnızca belli bir tür dengeyi korumak isterler ve inançları temelinde aşağı yukarı bağdaşık bir dünya inşa etmeyi başarırlar. Bu onları teskin eder ve farkında olmadan bağlanırlar." (s.55)

"İnançlarımız bizi gerçeği filtrelemeye, yani gördüklerimizi, işittiklerimizi ve hissettiklerimizi filtrelemeye yöneltir." (s.57)

"Gerçeklik hakkında, etrafımızdaki dünya hakkında inandığımız her şey, bir filtre gibi, bizi özellikle inandığımız yöndeki ayrıntıları görmeye yönelten seçici bir gözlük gibi hareket eder... Bu da inançlarımızı güçlendirir. Çember tamamlanır." (s.59)

"Siz bir şeye inandığınızda, inancınız sizi birtakım davranışlar benimsemeye yöneltir, bunların da başkalarının davranışları üzerinde etkisi olacaktır, bu da yine sizin inancınızı güçlendirecektir." (s.61)

".....inanılan şeyin bilincine varmak, sonra da bunların yalnızca inanç olduğunu fark etmek ve sonuçta, onların bizim yaşamımız üzerindeki etkilerini keşfetmek mantıklıdır. Bu da, yaşadığımız birçok şeyi anlamamıza yardımcı olabilir..." (s.64)

".....çünkü yalan söylemek zaten başlı başına kötüdür. Kişinin kendi içinde biriken olumsuz bir enerji üretmesine benzer. Hakikati söylemeye çalışın: Göreceksiniz özgürleştiricidir ve insan aniden kendini çok daha hafif hisseder." (s.102)

"Tercih yapılması, dolayısıyla gönülden bağlı olunan şeye doğru gitmek için vazgeçilmesi gereken durumlar vardır..... Eğer hiçbir şeyden vazgeçmezseniz, seçmekten kaçınırsınız. Seçmekten kaçındığınızda, istediğiniz hayatı yaşamaktan kaçınmış olursunuz." (s.112)

"..... başkaları tarafından reddedilmenin nadir bir durum olduğunu anlamaktan uzaktırlar. Hatta reddedilmek neredeyse imkansızdır. İnsanlar genelde size yardım etmeye, sizi hayal kırıklığına uğratmaya, sizin onlardan beklediğiniz yönde davranmaya eğilimlidirler. Artık bildiğiniz inanç mekanizmasına göre, özellikle reddedilmekten çekindiğinizde reddedilirsiniz.
İhtiyaç duyulan şeyi istemek için başkalarına yönelmeyi öğrendiğimizde, bütün bir evren açılır önümüzde. Hayat, başkalarına açılmaktır, kendi içimize kapanmak değil. Başkalarıyla bağ kurmayı sağlayan her şey olumludur." (s.134)

"Gruplar halinde, topluluklar, taraflar halinde düşünüldüğünde, her birinin özellikleri, değeri ve katkısı dışlanır, dar görüşlülüğe ve genellemeye kolayca düşülür. Emekçilerden, memurlardan, bilim insanlarından, köylülerden, sanatçılardan, göçmenlerde, burjuvalardan, ev kadınlarından söz edilir. İnançlarımıza hizmet eden teoriler inşa edilir. Bu teorilerinse çoğu yanlıştır; dahası, insanları olduklarını söylediği şey olmaya yöneltirler.
.....
Başkalarıyla ilgili şeyler hakkında genelleme yapmaya son verildiğinde ve herkes, aslında kendisini aşan bir bütünün, insanlığın ve hatta daha ötesinde evrenin parçası olsa bile birey olarak ele alındığında, yaşamın içine doğru büyük bir adım atılmış olur." (s.139)

"..... Para biriktirmek için değil, kullanmak için gerekli bir şeydir....." (s.154)

"Yaşamda ne kadar gelişme gösterirsek bizi sınırlandıran inançlardan da o kadar uzaklaşırız ve daha çok tercih şansımız olur. Tercih, özgürlüktür." (s.165)

"..... çılgınlıklar asla pişmanlık duyulmayan tek şeydir! - Oscar Wilde" (s.170)

*Görsel internetten alıntıdır.

9 Ocak 2013 Çarşamba

Ali ile Ramazan - Perihan Mağden "Hatırlamamaktan İyisi Var mı?"



Nicedir okumak istediğim bir kitap da buydu. Mutlu Tönbekici bile yazmıştı köşesinde. Perihan Mağden biraz sert bulmakla birlikte konuşmalarını dinlemekten zevk aldığım biridir. Ama daha önce kitaplarını okumamıştım.

Her yerde bu kitapla ilgili benzer yorumlar okudum "sarsıcı"... "Kitap bittiğinde insan dayak yemiş gibi oluyor" vs.

Gerçekten çarpıcı bir hikaye. Yetimhanede büyüyen Ali ile Ramazan'ın aşk hikayesi bu. Aşk'ın hikayesi.Su gibi akıp giden, arada derede bile okunacak, kolay kolay kopulamayacak bir kitap. Acıklı, biraz iç karartıcı ama bir "hikaye" dinlemekse amaç, hem de gerçek hayattan, bu ülkenin gerçeklerinden, tam da doğru adres bu 162 sayfa.

*Blogger'da yaşadığım bir sorundan dolayı fotoğraf yükleyemiyorum.

Kürk Mantolu Madonna - Sabahattin Ali


Son kitap siparişimdeki kitapların birçoğu tesadüf eseri ince kitaplardı ve hepsi de su gibi akan kitaplar. O yüzden birkaç güne bir bir kitap bitirir oldum.

Kürk Mantolu Madonna bir Türk Edebiyatı klasiği sayılabilir. Çok kişiden duydum, kötü diyenini görmedim ama nedense bir fırsat bulup da okuyamadım uzun zamandır. Son kitap siparişimde an bu andır dedim.

Bir Anna Karenina'da, bir de bu kitapta okuduğumun edebi bir eser olduğunu her satırında hissettim. Konu ne kadar klişe olursa olsun anlatım öyle bir alıyor ki insanı içine "edebiyat işte budur" diyorsunuz.

Okuyun, pişman olmazsınız.

"İnsanları kendi cinslerinden biri üzerinde kudret ve salahiyetlerini denemek kadar tatlı sarhoş eden ne vardır? Hele bunu yapmak fırsatı, birtakım ince hesaplar dolayısıyla, ancak muayyen bazı kimselere karşı kendini gösterirse." (s.20)

"Etrafını bu kadar iyi tanıyan, karşısındakinin ta içini bu kadar keskin ve açık gören bir insanın heyecanlanmasına ve herhangi bir kimseye kızmasına imkan var mıydı? Böyle bir adam, önünde bütün küçüklüğüyle çırpınan birine karşı taş gibi durmaktan başka ne yapabilirdi? Bütün teessürlerimiz, inkisarlarımız (düş kırıklıklarımız) , hiddetlerimiz, karşımıza çıkan hadiselerin anlaşılmadık, beklenmedik taraflarınadır. Her şeye hazır bulunan ve kimden ne gelebileceğini bilen bir insanı sarsmak mümkün müdür?" (s.23)

"İnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense, körler gibi rasgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar." (s.32)

"Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karanlık bir ruha maliktir!..." (s.37)

"Fakat bu hep böyle değil midir? Birçok şeylere ihtiyacımızı ancak onları görüp tanıdıktan sonra keşfetmez miyiz?..." (s.86)

"Muhakkak ki bütün insanların birer ruhu vardı, ama birçoğu bunun farkında değildi ve gene farkında olmadan geldikleri yere gideceklerdi. Bir ruh, ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize, bizim aklımıza,hesaplarımıza danışmaya lüzum bile görmeden, meydana çıkıyordu... Biz ancak o zaman sahiden yaşamaya, -ruhumuzla yaşamaya- başlıyorduk. O zaman bütün terddütler, hicaplar bir tarafa bırakılıyor, ruhlar birbiriyle kucaklaşmak için her şeyi çiğneyerek birbirine koşuyordu." (s.87)

"Hayatta yalnız kalmanın esas olduğunu hala kabul edemiyor musunuz? Bütün yakınlaşmalar, bütün birleşmeler yalancıdır. İnsanlar ancak muayyen bir hadde kadar birbirlerine sokulabilirler, üst tarafını uydururlar; ve günün birinde hatalarını anlayınca, yeislerinden her şeyi bırakıp kaçarlar. Halbuki mümkün olanla kanaat etseler, hayallerindekini hakikat zannetmekten vazgeçseler bu böyle olmaz. Herkes tabi olanı kabul eder, ortada ne hayal sükutu, ne inkisar kalır... Bu halimizle hepimiz acınmaya layıkız; ama kendi kendimize acımalıyız. Başkasına merhamet etmek, ondan daha kuvvetli olduğunu zannetmektir ki, ne kendimizi bu kadar büyük, ne de başkalarını bizden daha zavallı görmeye hakkımız yoktur..." (s.93)

".....ömrümüzü senelere ayırmak da insanların uydurması... İnsan ömrü doğumdan ölüme kadar uzanan tek bir yoldan ibarettir ve bunun üzerinde yapılan her türlü taksimat sunidir..." (s.110)

"Nasıl oluyor da bir insan diğer bir insanı bu kadar çok mesut edebiliyor?.. İnsanın içinde ne müthiş kuvvetlerin saklı olması lazım!" (s.112)

"Demek ki insanlar birbirine ancak muayyen bir hadde kadar yaklaşabiliyorlar ve ondan sonra, daha fazla sokulmak için atılan her adım daha çok uzaklaştırıyor." (s.120)

"Hayatımızın, birtakım ehemmiyetsiz teferruatın oyuncağı olduğunu, çünkü asıl hayatın teferruattan ibaret olduğunu görüyordum. Bizim mantığımızla hayatın mantığı asla birbirine uymuyordu. Bir kadın, trenin penceresinden dışarı bakabilir, bu sırada gözüne bir kömür parçası kaçar, o ehemmiyet vermeden bunu ovuşturur ve o minimini hadise dünyanın en güzel gözlerinden birini kör edebilirdi. Yahut bir kiremit, hafif bir rüzgarla yerinden oynayarak, devrin gıpta ettiği bir kafayı parçalayabilirdi. Göz mü mühim, kömür parçası mı, kiremit mi mühim kafa mı, diye düşünmek nasıl aklımıza gelmiyorsa ve bütün bunları nasıl hiç mütalaa yürütmeden kabule mecbursak, hayatın daha başka türlü birçok cilvelerine de aynı tevekkülle katlanmaya mecburduk." (s.138)

"Kaybedilen en kıymetli eşyanın, servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutluyor. Yalnız kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlayışta insanın içini sızlatıyor. Bunun sebebi herhalde, 'Bu öyle olmayabilirdi!' düşüncesi, yoksa insan mukadder telakki ettiği şeyleri kabule her zaman hazır." (s.149)

*Blogger'da yaşadığım bir sorundan dolayı fotoğraf yükleyemiyorum.

3 Ocak 2013 Perşembe

İçimden Geçen Zaman - Güldal Mumcu "Ölüler Özlenmez Sadece Hatırlanır."


Neredeyse 20 yıl oldu hala Uğur Mumcu'nun katilleri bulunamadı. Toplumsal olarak gerçekten büyük infial uyandırmış bu meseleyi bir de ailesi açısından düşünsenize... Canınızı, gücünüzü birileri elinizden alıyor, bunların kim olduğu, niçin, nasıl yaptıkları, neden bulunamadıkları sorularına bir türlü yanıt verilmiyor. Sizin canınızın gitmesi birilerinin yanına kar kalıyor.

Aylar önce Özge Mumcu'yu bir söyleşide izlerken de aynı şeyi hissetmiştim, ne kadar güçlü, ne kadar onurlularmış ki tüm yaşananlara rağmen çelik gibi durmayı başardı Güldal, Özgür ve Özge Mumcu.

Bu kitap da işte o yirmi yıllık süreci anlatıyor bir çırpıda. Çoğu bilinen şeyler ama bazen bağlantı kuramadığınız, bazen göz ardı ettiğiniz şeyleri ortaya koyuyor ve biz nasıl bir ülkede yaşıyoruz cümlesini peşi sıra kurduruyor. Üzülmemek, kızmamak ya da karmaşık hislere gark olmamak elde değil. "Burası Türkiye" sloganının altı çizilirken hala böylesi onurlu, mücadelesinin arkasında insanları görmek, bilmek de umut veriyor.

"Ülkü Coşkun: 'Namus borcumuz dediler, bugüne kadar hükümetin hiçbir üyesi dosyanın ne olduğunu bana sormadı. Bu işi devlet yapmıştır. Siyasi iktidar isterse çözer." (s.58)

"Ölüler özlenmez, sadece hatırlanır." (s.62)

"Öldürülmesinden sonraki o yaz Uğur'un bu düşünü gerçekleştirdik. Düşler insan ömrüyle sınırlı değildi nasıl olsa." (s.71)

"İnanıyorum ki, yılgınlıklar, Uğur'un doğadaki her canlıyı tek tek kucaklarken gösterdiği sevgi, aklın gücü, bilginin cesareti ve gerçeğin karanlıkları sorgulaması ile aşılacaktır." (s.76)

"Dünyanın en zor işiydi galiba, düzgün bir çizgide durmayı başarmak." (s.83)

"Güvensizlik ortamında kimse kimseye güvenmez. Hiç kimse bir araya gelip hiçbir şeyi sorgulayamaz olur. Korku dağları bekler; cesaret de ovaya inemez. Böylece, olaylar, kurgulayıcıları tarafından istenildiği gibi yönlendirilebilinir." (s. 177)

".....kimi ölüler bize ne kadar yakın, yaşayanların birçoğu ne kadar da ölü....." (s.182)

"Yıllar boyunca bütün bu olayları yaşarken, üstümden akan zamanla, içimden geçen zaman bir değildi. Biri yaşamam gereken hayatı bana sunarken, diğeri sonsuzluğun içindeki beni bana gösterdi." (s.186)

2 Ocak 2013 Çarşamba

Hoşbulduk 2013!



Blogger'a bakıyorum da herkesin bir yeni yıla nasıl girdik postu var. E benim neyim eksik? Zaten yeni yıla güzel bir postla başlamak da farz oldu, bu nedenle devam eden Rusya yazıları ve okuduğum kitaplara ara veriyorum ve yeni yıla nasıl girdiğimizi anlatıyorum.

31 Aralık günü izin alarak tatili dört güne çıkardık ve Kapadokya'ya gitmeye karar verdik. Görmeyen, bilmeyen yoktur herhalde. Ama burası öyle bir yer ki, her gittiğimde farklı bir yerdeyim hissi uyandırıyor, daha önce gördüğüm yeri bile ilk kez görüyormuşum gibi. Bu sefer de öyle, kış, soğuk ama çok farklı, çok etkileyici.





İlk durak Tuz Gölü kıyısı ve Tuz Gölü'nden elde edilen tuz ve minerallerle yapılan kozmetikler. Peeling gibi bir şey sürdüler ellerimize, hafif yağlı, elleri yumuşacık yapıyor ama 54 tl fiyat koymuşlar, orta boy kutusunun üzerine. Paris'ten geldi sanki...



Ihlara Vadisi. 14 km'lik dev bir vadi ve içerisinde pek çok kilise bulunuyor. Ancak mevsim itibariyle toprağın kayma tehlikesine karşı vadinin içerisine inmeyip panaromik şekilde vadiye şöyle bir baktık. En son 1999 yılında, depremden birkaç gün önce gelmiştim buraya, yemyeşildi ve 600 basamak epey yormuştu.






Kaymaklı yer altı şehri, Hristiyanlığın yasak olması nedeniyle, Hristiyanların rahatça gizlenebilecekleri yer altı şehirlerini oluşturmasıyla ortaya çıkmış. Bu yeraltı şehrinin sekiz kat olduğu ancak sadece dört katına ulaşılabildiği, diğer katlarındaki göçükler nedeniyle tam olarak ulaşılamadığı söyleniyor. Yer altı şehrinde mutfaktan ahıra, şarap mahzeninden kiliseye kadar her şey var.


Bir baskın olduğunda bu sürgü kapı geçişe kapatılıp içeridekilerin kaçması sağlanıyor, kapının arkasında bir-iki kişi nöbetçi bırakılarak ortadaki delikten uzun bir mızrak aracılığıyla baskına gelenlerin etkisiz hale getirilmesi sağlanıyormuş.


Güvercinlik Vadisi


Göreme Açıkhava Müzesi



Bu bir sanat, hem de 5000 yıldır devam eden bir sanat... Çamura hayat verilip fırınlama yapıldıktan sonra çizim ve boyama ile son hallerine geliyor. Ben de denedim, tabi ustanın yönlendirmesi ile. Çok ama çok zevkli.




Avanos'taki Uranos Restaurant'ta hem öğle yemeğine, hem de akşam Türk Gecesi organizasyonuna gittik. Mağaradan oyulma şık ve güzel bir restoran, tavsiye edilir. Yemekler ortalama ama fiyatlar uygun.


Ve deve şeklindeki peri bacası...



Paşabağ mevkii, üçlü peri bacası bu da.



Üç güzeller


Bu yakışıklı Uçhisar Kalesi civarında rehberlik yapan Orhan:) Rehberliği kendisi kadar iyi midir, şüpheli, 1953'te Osmanlılar burayı aldı gibi bir şey söyledi. Ben de bunun üzerine "anlatma, fotoğrafını çekeyim sadece" dedim.

Ayrıca Ürgüp'te Turasan'ın şarap tadım merkezinden 4 adet şarapla döndük, bir şarap sever olarak orada kendimi nasıl kaptırdımsa hiç fotoğraf çekmemişim, zaten tadımdan sonra da sarhoş olmaya ramak kalmıştı.




Sinasos'tan ve muhteşem gezi ekibimizden manzaralar



Veee yılbaşı eğlencemizden kareler, yeni tanıdığım ve çabucak kaynaştığımız 6 güzel insan, güzel yemekler, enerjisi yüksek bir coğrafya ve Hamiyet'in güzel sesi.




Ve yılın ilk gününü manviyatı yüksek bir yerde geçirdik. En son durağımızdı burası, Hacı Bektaş-ı Veli Türbesi'ni ziyaret ettik. Öğretisi, felsefesi ile insanı uzun uzun düşünmeye sevk ediyor burası. Örneğin çeşmenin hemen üzerinde bir davut yıldızı içinde bir çiçek bulunuyor. Aslında bu yıldız değil, birbirinizi zıddı şeklinde yerleştirilmiş iki üçgeni ifade ediyor. Hayatı, dünyayı sembolize ediyor. İyiyle kötü dünyada iç içe, bir arada, bu hayatı sevgiyle, tasavvufla yaşamak ve iyiyi de, kötüyü de kabullenmek gerektiğini ifade ediyor. Öte yandan tarikatın 4 kapısında tamamen birbirinin zıddı şeyler öğretiliyor. Örneğin bir evrede Allah korkusu öğretilirken, diğer evrede korkmamak gerektiği öğretiliyor. Yaşamın çelişkisi ve sabit fikirli olmamak üzerine harika bir ders niteliğinde.

Ve yazımın da başlığı olan Hoşbulduk 2013'e gelirsek... Hacıbektaş'taki kahve molamızda, kahve içtiğimiz cafenin camında böyle yazıyordu, hani hep Hoşgeldin 2013 deriz ya... Acaba yıllar mı bize geliyor, biz mi yıllara gidiyoruz diye düşündüm uzun uzun... Ve bizim gittiğimize karar verdim.

Bu geziye giderken hiç bu kadar güzel zaman geçireceğim, insanlarla bu kadar güzel ilişkiler kuracağım aklıma gelmemişti. Sadece hava değişimi olsa yeter, diyordum. Ama diyorlar ya 21 Aralık'tan sonra yeni bir çağa girdik, foton çağı, iletişim çağı diye... Galiba doğru dedim, farklı yaş grubu, meslek ve cinsiyetten 8 kişi çok güzel kaynaştık, uyumlu ve harika zaman geçirdik. Yılbaşı eğlencesi için de pek ümitli değildim ama yeni yıla çok güzel girdik. Bu yılın nasıl geçeceği şimdiden belli oldu.

İşte o yüzden: Hoşbulduk 2013!