kişisel gelişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kişisel gelişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Şubat 2013 Perşembe

"Görüyorsun değil mi? Sadece %20'lik kısmının herhangi bir durum için var olması gerekiyor, %80'lik kısmına gerek yok"

Elimdeki kitap S*ktir Et Terapi. Umut kendisine almıştı bu kitabı ama bulduğumu okumak gibi bir huyum olduğundan ben de okumak istedim.

S*ktir Et serisinin üçüncü kitabıymış bu. Daha öncekileri okumadım. Aslında çok satan listelerindeki kişisel gelişim kitaplarına karşı da yakın bir zamana kadar önyargılıydım. Sihirli değnek bu kitaplarda değil, kendimizde. Ve paradoksal bir şekilde bu kitaplar da ısrarla bunu anlatıp yazarlarını dünya çapında ünlü ve bir o kadar da zengin hale getiriyor.


Hep diyorum ya anlatılan, telkin edilen şeyler çok güzel, evet ben de bunları hayatıma adapte etmeye çalışıyorum ama "nasıl" sorusu hep boşlukta kalıyor. Bu kitapta da sorunlar güzel tanımlanmış, ne olması gerektiği iyi açıklanmış ama "nasıl" deyince "s*ktir et" diyoruz, deyip geçiyor. Genellikle Uzak Doğu felsefelerinden Qi'nin izinde ilerleyip terapi kısmında da birkaç test, birkaç egzersizi ortaya koyuyor. Başlığım da bu felsefenin benimsediği şeylerden biri. Kendinizi bir şeye %20'nizle verin, kalan %80'le daha özgür olursunuz diyor. Kulağa hoş gelse de, ne kadar mümkün bilemedim.

Yine de güzel cümleler yakaladım. Nasıl'ın yanıtını da "kendi" me dönüp bulmaya karar verdim.



"Birçok sebepten dolayı kendinize hapishane yaratıyorsunuz. Bu sebeplerden biri de kendinizi güvende hissetmek. Hiç bilmezliktense fikirlerinizi ve inançlarınızı sabitlemekten yana güven duyuyorsunuz, çünkü bilmemek sizin rahatlığınızı alıp götürüyor. Daha basit, daha tutucu inançlar insana özgürleştirici, açık ve sorgulayıcı inançlardan daha güvenli geliyor." (s.49)

"Bir uyarıcıya belli bir şekilde karşılık verdiğimizde, bu cevap ya da davranış sinir yolu şeklinde koşullanır. Aynı uyarıcıyla bir dahaki sefere tekrar karşılaştığımızda, aynı şekilde tepki gösteririz, daha sonra bu sinir yolu daha çok güçlenir. Nasıl mısır tarlasından kendimize yol yapıp o yoldan birkaç defa geçtiğinizde, yol gittikçe belirginleşir ve kalıcı hale gelir. Beyindeki yollar da tekrarlarla belirginleşir ve kalıcı olur. Bu yolların oluşturulması aynı uyarıcıyla karşılaştığınızda alıştığınız şekilden başka tepki göstermenizin mümkün olmadığı anlamına gelir. Alışkanlığın varlığı olursunuz.

Aslında, bu durum sadece benzer uyarıcıya aynı şekilde tepki gösteriyor olmamız değil. İşleme aldığımız uyarıcıyı daha önceki programlarımıza dayanarak seçiyoruz. Belirlenen bir zamandan beyin milyarlarca bilgi yağmuruna tutuluyor. Bu durumu kafanızda şöyle canlandırabilirsiniz: Canlı, hareketli, gürültülü, kokulu, sıcak ya da soğuk bir sokaktan aşağı doğru yürüdüğünüzü düşünün. Gözleriniz ve diğer duyularınızla çevrenizden birçok bilgiyi alıyorsunuz. Fakat aldığınız bu bilgilerin çok küçük bir parçasından haberdar olursunuz, büyük kısmı beyninizin bilinçsiz kısımlarına kaydedilir. Ama daha önce önce tecrübe ettiğiniz modele dayanarak gelen bilgileri süzersiniz. Daha önce tecrübe ettikleriniz arasında olmayanı muhtemelen tanımayamazsınız... Yani daha önceden neyi biliyorsak onun farkına varırız." (s.52-53)

"...hayalini kurduğunuz alternatif hayatınızı ne kadar idealleştirirseniz, sizden o kadar uzaklaşır." (s.55-56)

"Onlara ihtiyacımız yok, daha büyük bir eve ihtiyacımız yok, yeni bir arabadan vazgeçeceğim ve daha az çalışacağım." (s.57)

"Aslında bazen hapishanede olduğunu görmek duvarların yıkılmasına yeter." (s.61)

"Birileri kendi tutsaklığının farkında olup çıkmaya çalışırken, birileri hala tutsak olduğunu bile bilmez. Bir süre sonra mahkumlar hapishanede olduğunu unutur." (s.62)

"Hiç kimse korkulacak en büyük şeyin korkunun kendisi olduğunu düşünmüyor." (s.91)

"Ben, hikayem değilim. Hikayem hakkında ne kadar çok soru sorulursa, o kadar gerçek olmaya başlıyor... Ben hikayem değilim. Sen de senin hikayen değilsin. Sizler yaşayan, öğrenen değişen, gelişen, tutarsız, karışık, bazen b*ku yiyen insanlarsınız. Çevremizdeki her şey hikayenin tutarlı olmasını gerektiriyor. Tutarlı olmak istiyoruz; ama çocukken tutarlı değildik, öyle değil mi? O zamanlar tutarlı olmak gibi bir isteğimiz ya da kim olduğumuza dair bir düşüncemiz yoktu. Büyüdükçe insanlar bunu mahvetti değil mi? Size kim olduğunuzu söylediler." (s.120-121)

"Bir süre sonra, muhtemelen tutarlı olmaya yönelik dış istekleri içselleştiriyoruz ve uygun olan bir şeye kendimizi alıştırıyoruz. Seçim bölgesinin birçok farklı vatandaşını temsil eden can sıkıcı bir politikacı gibi biz de karakterimizin birçok yanının birleştiği orta yaklaşımına yerleşiriz.
Evet her zaman bir hikayeniz olacak. Bazen hikayenizi anlatmaktan memnun olacaksınız.
Hikayeye inanmaktan bile mutlu olacaksınız. Fakat bunun sadece bir hikaye olduğunu unutmayın. Sizin, hikayeniz olmadığını asla unutmayın. Hikayeler egolardır. Zararları olmayabilir ama bir süre sonra sizi sıkabilir." (s.121-122)

"...hayatın yapmayı sevdiğimiz şeyleri yavaş yavaş yok etme ve bunları yapmak zorunda olduğumuz şeylerle değiştirme gibi sinsice bir eğilimi vardır." (s.157)

"Muhtemelen çok çalışan, aslında önemli olan şeylere çok az zamanı olan, çok yorgun, çok stresli, olmayacak şeyler için bile endişelenen, en iyisini yapmaya çalışan, en iyisi olmaya çalışan, en iyisi olmaya çalışan, her zaman bir sonraki adıma geçmeye çalışan, bütün bunların da mutluluğu alıp götürdüğü bir kişi göreceksiniz karşınızda.
Endişelendiğiniz birçok şeyin aslında hiçbir önemi olmadığını anladığınız zaman S*ktir Etmek işinize çok yarar; her şeyin olması ve her zaman işe yaraması için çalışmak yerine, size acı veren şeyden vazgeçmek, daha azını yapmak, olayları akışına bırakmak mümkündür.
Sizin için dümenden ellerinizi çekme ve işleri kendi haline bırakma fikri yararlı olabilir ve bunun nedenini söylemek için daha güzel bir zaman olamaz. Birçoğumuz istediğimiz yere ulaşmak için hayatın dümenini tutmazsak ve dümeni değişik yönlere çevirmezsek, gideceğimiz yere ulaşacağımıza ve daha da kötü kaza yapacağımıza inanırız. Dümeni sürekli tutmak ve hangi yola gideceğimizi çözmek çok yorucu ve bıktırıcı olabilir." (s.169)

"Yavaşlayın, birkaç şeyden vazgeçin, daha az yapın, daha az çabalayın, daha az kontrol edin; işe yarayacağına güvenin, kendinizi zamanın akışına bırakın, daha az düşünün ve hayatınızın daha çok tadını çıkarın." (s.171)

"Dünyanın sizin düşündüğünüz gibi dönmediği ihtimaline açın kendinizi. Tam olarak düşündüğünüz insan olmadığınız ihtimaline kendinizi açın. İlk başta gözardı ettiğiniz fikirlere kendinizi açın. Hayatınızın çok farklı olabileceğine, sizin çok farklı olabileceğinize kendinizi açın. Değişime kendinizi açın. Harekete kendinizi açın. Yeniliğe kendinizi açın." (s.188)

"Enerji hakkında gayet hayran bırakıcı, hile yapamayacağınız şeyler vardır, eğer çok çabalarsanız, akmaz. Ne kadar az çabalarsanız, o kadar çok qi akar.
Bazen bazı insanlarda hareketin tamamen ortaya çıkmaya hazır olduğu, fakat kim olduklarına ve nasıl gerçekleşeceğine dair bilinçsiz fikirlerin enerjiyi durdurduğunu görürsünüz.
Daha sonra bütün yapmam gereken bunu belirtmek ve izin vermek.
Enerji siz çok zorladığınızda, bildiğiniz şeyi unuttuğunuzda, neler olup bittiğini yargılamaksızın takıldığınızda hareket eder ve vücudunuzu dolaşır." (s.212-215)

"Gerçeğe olduğu gibi teslim olun. Savaşmaya, karşı koymaya, yargılamaya, sorgulamaya, hakkında plan yapmaya, ondan bir şeyler öğrenmeye, onu daha üst bir plan ya da amaç olarak görmeye uğraşmayın. Vitesi boşa alın ve nötrleşin. Nötrleştirmek "gücü" kullanmanın temel yoludur. Karanlık tarafa geçmeyin. Nötrleşerek gücünüze güç katın." (s.218)

"Yıllarca süren meditasyon, yıllarca süren enerji çalışması ve yıllarca süren yaşam, bana fikirlerin aslında o kadar da önemli olmadığını gösterdi. Bir şey hakkında bir fikir sahibi olman o konu üzerinde kendi durumunu sabitlemen demek. Bu da bize koşullardaki, bağlamdaki ya da içimizdeki değişimler çok az yer bırakıyor." (s.224)

"...çok sevdiğiniz 'anlama aleti' bir telaş içinde ulaştığınızda, bunu eskiden kullandığınız çok eski yolla kullanmaya mahkumsunuz. Böylece siz de her zaman sahip olduğunuz aynı sonuçlara ulaşırsınız. Muhtemelen bu sonuçlardan da çok sıkılmışsınızdır. Bu yüzden bunun yerine sadece oyalanın." (s.227)

"Farkındalık süreci budistler tarafından kastedildiği gibi, sadece şu an burada olan şeye dikkatinizi vererek aklımızdaki geriye kalan ıvır zıvırları temizlemektir. Dikkatimizi şimdiki zamana getirerek, akıl temizliğini yapar, yavaşlar ve daha az dolar." (s.238)

"Farkındalık aslında çok sıradan bir şey olduğu için farkında olmak size birçok sıradan şeyde güzelliği, sihiri, mucizeyi ve kutsalı görmenizi sağlar." (s.241)

"...daha açık, rahat, farkında, nötr durumdaysanız, olan bitene güvenirsiniz." (s.260)

"Bu hayat olayı tabiatı gereği organik, yaşayan bir süreçtir. Biziz hayatı sabitlemeye, tutmaya, biçim vermeye ve mükemmelleştirmeye çalışan. Fakat hayat böyle bir şey değil. Hayat sürekli değişen, tamamen dinamik, pürüzlü, mükemmel olmayan ve tahmin edilemeyen bir şeydir. Hayata karşı duyarlı olduğumuzda, tabi ki daha çok hayat gibi olursunuz. Hayat sadece sakin, huzurlu, tutarlı, sıralanmış, tahmin edilebilir, mükemmel, güvenilir değildir. Hayat başka şeyleri de içinde barındırır.
Siz de öylesiniz. İçgüdülerinize tamamen konsantre olduğunuzda, her şeyin olduğunu görürsünüz, çünkü içgüdüleriniz hayat enerjisine giden en hızlı yoldur." (s.376)

"Gerçek terapi iyileşmek için ne yapabileceğinin değil, çoktan iyileştiğinin farkına varmaktır." (s.390)

*İlk görsel izismile.com, ikincisi goodreads.com'dan.




11 Ocak 2013 Cuma

Mutlu Olmak İsteyen Adam - Laurent Gounelle "Ne düşünüyorsak oyuz!"



Haftasonu geldi bile, bloggera fotoğraf yükleyememe sorunumsa hala devam ediyor ama fotoğrafları saklıyorum, zamanı geldiğinde ekleyeceğim. Bu yüzden de Rusya yazılarıma devam edemiyorum:(

O halde kitaplardan devam edelim....

Bu kitap bana piyangodan çıktı. Arkadaşım Ayşin okurken elinde gördüm ve "bitince bana verir misin" deyiverdim. Okudum ve bitirdim yine birkaç günde.

Bir kişisel gelişim kitabı, öyküleştirmesi ise benim için ayrı anlamlı çünkü Bali'de geçiyor. Bahsettiği her yeri bilerek okumak ayrı bir tat veriyor doğrusu!

Ben susayım şimdi, alıntılarım konuşsun...

"Bizler ne düşünüyorsak oyuz. Dünyamızı düşüncelerimizle inşa ederiz.- Buda"

"İnsan kendinde bir şeyin olduğuna inanırsa, ister olumlu olsun, ister olumsuz, bunu yansıtacak şekilde davranır." (s.28)

"Yaşadığınız her şeyin kökeninde aslında inandığımız şey yatar." (s.28)

"Bir şeye inandığımızda o gerçek olur, bizim gerçeğimiz olur." (s.29)

"İnsanlara işitmeyi arzuladıkları şeyi söyleyerek onların gelişimine yardım edilemez." (s.38)

"İnsanlar inandıkları her şeye çok bağlıdırlar. Hakikati aramazlar, yalnızca belli bir tür dengeyi korumak isterler ve inançları temelinde aşağı yukarı bağdaşık bir dünya inşa etmeyi başarırlar. Bu onları teskin eder ve farkında olmadan bağlanırlar." (s.55)

"İnançlarımız bizi gerçeği filtrelemeye, yani gördüklerimizi, işittiklerimizi ve hissettiklerimizi filtrelemeye yöneltir." (s.57)

"Gerçeklik hakkında, etrafımızdaki dünya hakkında inandığımız her şey, bir filtre gibi, bizi özellikle inandığımız yöndeki ayrıntıları görmeye yönelten seçici bir gözlük gibi hareket eder... Bu da inançlarımızı güçlendirir. Çember tamamlanır." (s.59)

"Siz bir şeye inandığınızda, inancınız sizi birtakım davranışlar benimsemeye yöneltir, bunların da başkalarının davranışları üzerinde etkisi olacaktır, bu da yine sizin inancınızı güçlendirecektir." (s.61)

".....inanılan şeyin bilincine varmak, sonra da bunların yalnızca inanç olduğunu fark etmek ve sonuçta, onların bizim yaşamımız üzerindeki etkilerini keşfetmek mantıklıdır. Bu da, yaşadığımız birçok şeyi anlamamıza yardımcı olabilir..." (s.64)

".....çünkü yalan söylemek zaten başlı başına kötüdür. Kişinin kendi içinde biriken olumsuz bir enerji üretmesine benzer. Hakikati söylemeye çalışın: Göreceksiniz özgürleştiricidir ve insan aniden kendini çok daha hafif hisseder." (s.102)

"Tercih yapılması, dolayısıyla gönülden bağlı olunan şeye doğru gitmek için vazgeçilmesi gereken durumlar vardır..... Eğer hiçbir şeyden vazgeçmezseniz, seçmekten kaçınırsınız. Seçmekten kaçındığınızda, istediğiniz hayatı yaşamaktan kaçınmış olursunuz." (s.112)

"..... başkaları tarafından reddedilmenin nadir bir durum olduğunu anlamaktan uzaktırlar. Hatta reddedilmek neredeyse imkansızdır. İnsanlar genelde size yardım etmeye, sizi hayal kırıklığına uğratmaya, sizin onlardan beklediğiniz yönde davranmaya eğilimlidirler. Artık bildiğiniz inanç mekanizmasına göre, özellikle reddedilmekten çekindiğinizde reddedilirsiniz.
İhtiyaç duyulan şeyi istemek için başkalarına yönelmeyi öğrendiğimizde, bütün bir evren açılır önümüzde. Hayat, başkalarına açılmaktır, kendi içimize kapanmak değil. Başkalarıyla bağ kurmayı sağlayan her şey olumludur." (s.134)

"Gruplar halinde, topluluklar, taraflar halinde düşünüldüğünde, her birinin özellikleri, değeri ve katkısı dışlanır, dar görüşlülüğe ve genellemeye kolayca düşülür. Emekçilerden, memurlardan, bilim insanlarından, köylülerden, sanatçılardan, göçmenlerde, burjuvalardan, ev kadınlarından söz edilir. İnançlarımıza hizmet eden teoriler inşa edilir. Bu teorilerinse çoğu yanlıştır; dahası, insanları olduklarını söylediği şey olmaya yöneltirler.
.....
Başkalarıyla ilgili şeyler hakkında genelleme yapmaya son verildiğinde ve herkes, aslında kendisini aşan bir bütünün, insanlığın ve hatta daha ötesinde evrenin parçası olsa bile birey olarak ele alındığında, yaşamın içine doğru büyük bir adım atılmış olur." (s.139)

"..... Para biriktirmek için değil, kullanmak için gerekli bir şeydir....." (s.154)

"Yaşamda ne kadar gelişme gösterirsek bizi sınırlandıran inançlardan da o kadar uzaklaşırız ve daha çok tercih şansımız olur. Tercih, özgürlüktür." (s.165)

"..... çılgınlıklar asla pişmanlık duyulmayan tek şeydir! - Oscar Wilde" (s.170)

*Görsel internetten alıntıdır.

27 Aralık 2012 Perşembe

Mutluluk Projesi-Gretchen Rubin: "Dağıtılan Eli Oyna!"


Son zamanlarda en hızlı okuduğum kitap sanırım bu oldu.

Kişisel gelişim kitaplarına ortaokuldan beri mesafeliyim. Onu yapın, bunu yapın demekle olmayacağını düşünürdüm. Aslında bu fikrimden çok da uzaklaşmış değilim.

Ancak hayat bu kadar grift düşüncelerle de yaşanmaz. Mesela bazen küçücük bir çocuğun söylediği bir şeyde, bazen bir şarkı sözünde, bazen bir romanın/şiirin bir cümlesinde bambaşka bir aydınlanma yaşar, milyonlarca insanın es geçtiği o cümlede biz, hayatımızın önemli bir sırrını çözmüş oluruz.

Tasavvuf/felsefe/inanç/kişisel gelişim adı ne olursa olsun hep şunu derim: "Keramet verende değil, alanda." Siz almaya kapalıysanız zaten verilenlerin bir önemi yok. Dolayısıyla 400 sayfalık bir kitapta sadece bir cümle, hayatınızdaki bir şeyi değiştirse bile kar diye yaklaşmak lazım.

Mutluluk Projesi de Gretchen Rubin'in kendi kişisel gelişiminin kitabı. Yılın 12 ayı için, 12 karar alıyor ve her ay karar aldığı şey üzerinde kafa yorup yapması gerekenleri ve değiştirmek istediklerini hale yola koyuyor.

Kitabın en başında da belirttiği üzere bu yazarın "kendi" mutluluk projesi. Yani herkes mutlaka bunları yapmalı gibi bir iddiası yok. Ancak ilham vermesi, yol göstermesi açısından tamamen faydasız demek de haksızlık olur. Örneğin ben okurken bazen "yok bu öyle olmaz" derken, çoğunlukla "evet bu çok iyi fikir" dedim.

Yazarın aydınlatıcı gerçekleri:
- İnsanın kendini bir gelişim atmosferinde iyi hissetmek, kötü hissetmek ve doğru hissetmek hakkında düşünmek gerektiği,
- İnsanın kendini mutlu etmesinin en iyi yollarından biri başkalarını mutlu etmek; başkalarını mutlu etmenin en iyi yollarından biri ise insanın kendisinin mutlu olmasıdır.
- Günler uzun ama yıllar kısadır. Yaşanan anın tadına varmak gerekir.

Bununla birlikte yazarın minnet meditasyonları ile ilgili olarak yazdıkları beni de etkiledi. Şükretmenin önemi üzerine güzel bir bölümdü. Burada verilen örneklerden biri de, minnet meditasyonlarını unutmamak, atlamamak için, yazarın bilgisayar şifrelerini bunlarla ilgili kelimelerden seçtiği ve böylece bilgisayarın açılmasını beklerken bu meditasyonları yaptığıydı. Tuttum!

Bir diğer dikkatimi çeken düşünce ise, insan olarak mutsuzluğu başkalarını kontrol etmenin bir yolu olarak görmeye meyilli olduğumuz yönündeydi. Her zaman mutlu görünmek dışarıdan hiçbir çaba harcamadan mutlu olunduğu sanrısı yaratırken mutsuzluk birçok yanlış hareketin bahanesi olarak insanların toleransını yükselten bir şeydir, diyor.

Yazarın alıntıladığı aydınlatıcı sözler yanında kendisinin de uyarıcı güzel cümleleri var. Bunlardan benim dikkatimi çekenlere gelirsek:

"Önemli olan her şey önceden söylenmiştir.-Alfred North Whitehead"  (s.19)

"İnsanlar hatalarını senin sandığın kadar fark etmez.
 Yardım istemek kötü değildir.
 Çoğu karar fazla kapsamlı araştırma gerektirmez.
 Aradığını bulamıyorsan, ortalığı toplamanın zamanı gelmiştir.
 Ne yaptığını seçebilirsin, ama neyi yapmaktan hoşlandığını seçemezsin.
 Mutluluk seni her zaman mutlu hissettirmez.
 Her gün yaptıkların arada bir yaptıklarından daha önemlidir.
 Her şeyde iyi olmak zorunda değilsin." (s.23-24)

"Mutluluk projesi için hedeflerimden biri de tersliklere karşı hazırlıklı olmak, kötü bir durumla baş edebilmek için gerekecek disiplin ve düşünce alışkanlıklarını geliştirmekti.....Yaşamımı yeni baştan kurmak için bir krizin ortaya çıkmasını beklemek istemiyordum." (s.28)

"Öğrenci hazır olunca, öğretmen de belirir." (s.36)

"Gerçekten büyük olan bütün fikirler yürürken ortaya çıkar. - Nietzsche" (s.39)

"...bir dakika kuralı: bir dakikadan kısa sürede yapılacak hiçbir şeyi erteleme!
 gece toparlanması: yatmadan önce on dakikayı basit toparlanma işlerine ayır!" (s.49)

"Her ne kadar davranışlarımızın hissettiklerimize bağlı olduğunu varsaysak da, genelde hissettiklerimiz davranışlarımıza bağlıdır, duygularımızı değiştirmek için davranışlarımızı değiştirmek gerekir." (s.52)

"Ciddi olmak kolay, neşeli olmak zordur. -K.Chesterton" (s.59)

"İyi bir insan her zaman mutlu değildir, ama mutlu bir insan her zaman iyidir.-Oscar Wilde" (s.75)

"Aşk diye bir şey yoktur; sadece aşkın kanıtları vardır. İçimde nasıl bir aşk olursa olsun, başkaları sadece yaptıklarımı görecektir." (s.77)

"Güneşin öfkenizin üzerine batmasına izin vermeyin. Bu pratik olarak yatma zamanı gelmeden içimdeki kötü duygulardan kurtulmayı kesinleştirmek için her öfkemi ya da sıkıntımı titizlikle ve vakit geçirmeden gündeme getirdiğim anlamına geliyordu....Öfke henüz başlardaysa, genellikle suskunluk ya da görmezden gelinerek sonlandırılabilir." (s.88)

"Kendimi daha iyi ve daha az kötü hissetmem bir yana, ayrıca doğru hissetmek üzerine de düşünmem gerektiğini gördüm. Doğru hissetmek biraz daha karmaşık bir kavramdı: Yaşamam gereken hayatı yaşayıp yaşamadığımı belirleme duygusuydu.....
Doğru hissetmek sizin için doğru olan hayatı yaşamanızla, işinizle, yaşadığınız yerle, medeni durumunuzla ve başka birçok şeyle ilgilidir. Aynı zamanda erdemle de bağıntılıdır; görevinizi yapmanız, kendinizle ilgili beklentilerinizi yerine getirmenizle örneğin." (s.90-91)

"Mutluluk ne erdem, ne zevk, ne şu ve ne de budur; basit olarak gelişmektir. Geliştiğimiz için mutluyuz.-William Butler Yeats.
...Mutluluğu getiren, amaçlara ulaşmak değil, o amaçların peşinde koşma süreci, yani gelişimdir." (s.91)

"Görünüşe göre bir şeye hakim olmak için duyulan heves, doğuştan gelen beceriden daha önemlidir, çünkü uzmanlık geliştirmekte en önemli etken kişinin bu konudaki niyetidir." (s.96)

"...zorluklar ve yenilikler mutluluğun anahtar öğeleridir. Beynimiz sürprizlerle uyarılır ve beklenmedik bir durumla başa çıkabilmiş olmak kişiye güçlü bir tatmin duygusu verir." (s.99)

"Mutluluğun birçok çelişkisinden biridir bu: Yaşamlarımızı kontrol altına almaya uğraşırız, ama bilinmeyen ve beklenmeyen de önemli birer mutluluk kaynağıdır. Üstelik yenilikler beynin daha fazla çalışmasını gerektirdiğinden, yeni durumlarla uğraşmak daha güçlü duygusal tepkiler doğurur ve zamanın akışını yavaş yavaş ve daha dolu algılamamıza neden olur." (s.100)

"Zorlukların mutluluk getirmesinin bir nedeni de kendimizi tanımlamanızı geliştirmenize yardımcı olmasıdır...... Araştırmalar kişiliğinizi oluşturan ne kadar fazla öğe olursa, o kadar iyi olduğunu söylüyor. Çünkü bunlardan herhangi biri tehdit altında kalırsa, diğerleri alacağınız zararı telafi etmek için devreye girer." (s.105)

"Kişinin erimi kavrayışını aşmalıdır, yoksa bir cennet neye yarar ki? -Robert Browning" (s.107)

"Dr. Elisabeth Kübler-Ross'un ölüme dair beş keder aşamasını hepimiz duymuşuzdur: reddetme, öfke, pazarlık, bunalım ve kabullenme. Ben de mutluluğun dört aşaması olduğunu farketmiştim. Bir deneyimden mümkün olan en fazla mutluluğu elde etmek için onu beklemeli, oluşurken zevkine varmalı, mutluluğumuzu ifade etmeli ve iyi bir anıyı anımsamalıyız." (s.142)

"Bir olaya yönelik beklenti, bazen olayın kendinden alınandan çok daha fazla mutluluğa neden olabilir." (s.143)

"Araştırmalar psikoterapiye ya da zayıflama, sigarayı bırakma, egzersiz yapma ya da hangi amaca yönelikse bir programa katılan insanların genellikle değiştiklerine inandığını, ama gerçekte sadece az bir ilerleme kaydettiğini gösteriyor; görünüş o ki bu kadar para, zaman ve çaba harcadıktan sonra insanlar (çok fazla gelişmiş olmasalar da) 'uff, şimdi çok daha iyi olmalıyım', diye düşünüyor." (s.145)

"Eğlenmek konusunda ciddi ol." (s.147)

"...istediğim HERHANGİ BİR ŞEYİ YAPABİLİRİM, ama istediğim HER ŞEYİ YAPAMAM." (s.161)

"...hayallerim/arzularım ve listemdeki her şeyi yerine getirme çabası içinde oradan oraya koşturmakla meşgulken kendimi olduğum gibi kabul etmiyorum ve kendim olmama izin vermiyorum. Kendimi zorluyorum. Ama zorlamazsam, kendimle ve yaşamımla ilgili şeylerden memnun olmadığımı farkediyorum. Sanırım bir şeylerin peşinde koşmanın da, kabullenmenin de zamanı var." (s.164)

"Odun olmayınca, ateş söner ve laf taşıyan olmazsa çekişme biter." (s.169)

"...eğlencenin üç sınıfa ayrıldığını anlamıştım artık: İnsanı zorlayan eğlence, destekleyici eğlence ve rahatlatıcı eğlence..... zorlayıcı eğlence ve destekleyici eğlencenin uzun vadede daha çok mutluluk getirdiğini, çünkü insanları en mutlu eden öğelerin kaynağı olduğunu gösteriyor: güçlü kişisel bağlantılar, üstünlük, gelişim ortamı. Rahatlatıcı eğlence tanım olarak edilgin olmaya meyillidir. Rahatlatıcı eğlence en az eğlenceli olansa, televizyon seyretmek neden bu kadar popüler? Çünkü zorlayıcı ya da destekleyici eğlenceden daha çok zevk alsak da, bunun için daha da çok çaba harcamalıyız. Bu da enerji ve planlama gerektirir." (s.176)

"Ya sadece tek bir defa ya da her gün. Bir şeyi bir defa yapmak heyecan vericidir; her gün yapmak da heyecan vericidir. Ama diyelim ki günde iki defa ya da neredeyse her gün yaparsanız, heyecanı gider. -Andy Warhol" (s.176)

"Bilge kişinin görevi mutlu olmaktır. -Samuel Johnson" (s.182)

"Spontane karakter özelliği aktarımı. Araştırmalar bu psikolojik olgudan dolayı insanların benim başklarına yakıştırdığım nitelikleri farkında olmadan bana aktardığını gösteriyor..... Başkaları hakkında söylediklerim (beni tanıyan biriyle konuşsam bile) bana yapışıyor, dolayısıyla sadece iyi şeyler söylemekle bile doğru yapmış oluyorum." (s.201)

"Şikayet dinlemek perişan durumda olanlar kadar mutlu olanlar içinde yorucu bir şeydir. -Samuel Johnson" (s.203)

"Dağıtılan eli oyna." (s.208)

"Genel olarak ulaşmaya çalıştığım mükemmelliğe asla ulaşamamış, hatta çok uzağında kalmış olsam da, gösterdiğim çaba bu işe hiç girişmesem olabileceğimden çok daha iyi ve mutlu bir insan haline gelmeme neden oldu. -Benjamin Franklin" (s.210)

"Para ya da sağlık sorun olduğu zaman başka şey düşünemezsiniz pek, ama sorun değilken de bunlar üzerinde fazla düşünmezsiniz. Hem para hem de sağlık, mutluluğa daha çok olumsuz anlamda katkıda bulunur; yoklukları, varlıklarının getirdiği mutluluktan çok daha fazla mutsuzluk getirir." (s.216)

"Sevdiğiniz ya da istediğiniz bir şey varsa, birden fazlasıyla mutlu olacağınızı düşünmek hatasına düşmek kolaydır." (s.227)

"...istifleme huyumdan vazgeçmeyi, bolluğa güvenmeyi ve böylece eşyaları kullanıp gereğinde vermeyi, gereğinde atabilmeyi istiyordum. Sadece bu kadar da değil; çetele tutmak ve kar-zarar hakkında aşırı kafa yormaktan da vazgeçmek istiyordum. Harcamak istiyordum." (s.233)

"Bazen 'sonra' dediğimiz şey 'asla' oluverir." (s.237)

"Para: İyi bir hizmetçi, ama kötü bir efendi." (s.241)

"Çoğumuzun yaşamında öyle anlar vardır ki dünkü gibi olabilmek için dünyayı, her şeyimizi verirdik; üstelik o dün takdir edilmeden ve keyfine varılmadan geçip gittiği halde. -William Edward Hartpole Lecky" (s.251)

"Mutluluk bir 'nasıl' sorusudur, 'ne' değil. Bir beceridir, nesne değil. -Hermann Hesse" (s.264)

"Başkalarında beğendiğiniz özelliklerin ne olduğunu bilmek, kendi derinliklerinize ve henüz doğmamış benliğinize tuttuğunuz muhteşem bir aynadır." (s.265)

"...bazı insanlar sırf mutlu olmak için çaba göstermeye üşendiği için mutsuzdur. Mutluluk, enerji ve disiplin ister." (s.277)

"Bir tutkuyu zevk alınabilir hale getiren şeylerden biri, sonuçlar hakkında çok fazla kaygı duymak gerekmemesidir. Zafer için didinebilir ya da etkinlik ve sonuçlar üzerinde fazla düşünmeden oyalanabilir, kurcalayabilir, bir şeyler deneyebilirsiniz..... Bir gelişim atmosferi büyük mutluluk getirir, ama bazen de mutluluk, daha fazla gelişim görme baskısından arınmanızla birlikte gelir. Buna şaşmamak gerek; büyük bir gerçeğin tersi de çoğu zaman gerçektir." (s.292)

"Mutluluk kısmen harici şartlara bağlı olduğu gibi, oşartları nasıl gördüğünüze de bağlıdır." (s.297)

"Yaşamın içinden otomatik pilota bağlı halde yürüyüp geçmek yerine farkında bile olmadan yaptığım varsayımları sorgulamak istiyordum." (s.304)

"Kuveykırlar'ın insanın Tanrı'nın mükemmeliğine ulaşmayı istememesi gerektiğini vurgulamak için ürettikleri her şeyde bilerek bir hata yaptığını okuduğumu anımsıyorum. Kusurlu olan mükemmelden daha mükemmel olabilir." (s.306)

"Benim için bir şeyden yoksunluk ne kadar kolaysa, o konuda ölçülü olmak da o kadar zor gelir. -Samuel Johnson" (s.320)

"Bu arada, birçok insanın 'karar' yerine 'hedef' sözcüğünü kullandığını da fark ettim..... Bir hedefe ulaşırsınız ama bir kararı uygularsınız." (s.361)