spinning etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
spinning etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Eylül 2013 Salı

Ruhu havalandırmak, bedeni arındırmak=Transformal Nefes+Detox

Ankara’da son bir haftadır sonbahar havalarını hissediyoruz, artık üzerimize hırkalar alarak dışarı çıkıyoruz, uzun kollu pijamaları giymeye başladık bile.

Kışa girerken ben de biraz ruhumu ve bedenimi rahatlatmak istedim. Bu pazarı kendime detox günü ilan ettim.

Birkaç haftadır sporda yılların alışkanlığını bir kenara bırakıp yeni bir şeyler denemeye karar vermiştim. Bu aşamada çoksevdiğim spinning dersi baki kalmak üzere ağırlık çalışması yapmaya başladım. Bunun yanında haftada 2 kez pilates ve haftada 2 kez de yoga yapmaya başladım. 2 pilatesten birini de benim canım İnci Noyan Hocamdan özel reformer dersi alarak yapmaya karar verdim. Zira kondisyonum iyi olsa da esneklik konusunda bir kütüğüm ben! Bu da hayata esnek bakmadığımızın işaretiymiş. Yani yıllardır neredeyse hiç ara vermeden spor yapmış ben, şu an yepyeni bir şey deniyorum ve hayatımda ilk kez spor yapıyor gibi hissediyorum. Öte yandan Barış İşcan Hocamın yoga dersleri de bedenekonsantre olarak zihni nasıl devre dışı bıraktırır gösteriyor, tabi bol bol esneterek.

Bu yeni program beslenme konusunda da beni bir hayli motive etti, çünkü ne kadar spor yaparsanız yapın, beslenmenize dikkat etmezseniz, bedeniniz istediğiniz forma gelemeyecek, bilin. Benim en önemli sorunum bir şeker bağımlısı olmamdı. Şimdi tamamen bıraktım diyemem, öyle bir niyetim de yok ama en azından haftada bir ya da iki kez ve ölçülü yediğimi de belirtmek isterim. Öte yandan hala en zayıf noktam olduğunu da itiraf edeyim ama.


Bu yeni spor ve beslenme alışkanlığı geçtiğimiz Pazar’ı da kendime detox günü ilan etmemde motivasyon oldu. Sabah öncelikle limonlu büyük bir bardak ılık suyun ardından yeşil elma, maydanoz, limon, adaçayı, zencefil, zerdeçal, kabuk tarçından oluşan detox çayımı kaynatıp aç karnına bir güzel içtim. Ardından koyu yeşil renkli sebzeler (ben ıspanak, brokoli, maydanoz, nane, kabak koydum), domates ve soğanla hazırladığım detox çorbasını da içip sporda ter atarak işe başladım, önce spinning ile ter attım, ardından yoga yapıp ruhun terini atmak üzere transformal nefes seansına gittim.


Daha önceki yazılarımda bahsettiğim seansın üçüncüsü gerçekleşti. Seans sırasında bol bol kırmızı elbiseli çocukluk halime sarıldığımı, Mr. Balmy’nin kucağına yattığımı ve onun benim saçlarımı okşadığını ve annemle babamı bol bol kucakladığımı gördüm. Yine el ayak uyuşmaları yanında, diz titremeleri, ağlamalar derken her zamankinden daha iyi bir seans geçirdiğimi söylemek istiyorum.

Transformal nefes, seans sırasında yaşananların yanında,sonrasında da yaşam, bilinçaltı, ilişkiler, huy, alışkanlık ve bedensel rahatsızlıkların asıl nedeni olan ruhsal sıkıntılarla ilgili de pek çok farkındalık yaratıyor. Halı altına süpürülen her şeyi ortaya çıkarmaya ve en önemlisi bunlarla yüzleşmeyeve düzeltmeye sevk ediyor insanı. Benim ikinci seansımdan birkaç ay sonra bile çocukluk travmalarımla ilgili bazı şeyleri keşfetmeme, ilişkilerimde daha çok empati yapabilmeme yardımcı olduğunu düşünüyorum. Her şeyden önce seri halinde, kesintisiz alınıp verilen nefesler sayesinde en iyidetox olduğu da söyleniyor. Fazla oksijen bende sonrasında biraz baş ağrısı yapıyor ama her düzelme biraz sancılıdır ne yapalım!


Nefesin ardından evde detox çorbamdan bir kase daha içip bu kez kendimi Puri Day Spa’da Nuran Abla’nın ellerinde buldum. Hamam, kese, köpük, masaj derken kış bahçesinde ayakları uzatmak detoxun mutlu sonu oldu.

Sonra da Mr. Balmy ile Fırıncı Orhan’da kadayıfa sarılı keçi peyniri salatası yedikten sonra eve yollandık, gerçekten harika uyandım, iki gündür de kuş gibi hafifim.

Detoxun bence en önemli parçası kaygıları, korkuları, endişeleri, sevgisizliği, mutsuzluğu zihnimizden atmak. En azından bu bir gün kendimde beni mutsuz eden ne varsa uzak olmaya çalıştım, aklıma geldikçe kovdum, zihnimden uzak tuttum, kendime huzur verecek düşüncelere yöneldim. Asıl olan mutluluğu ve sevgiyi tüm iliklerimize kadar yaşamak ve bunu yaymak. Bunu da bir gün değil, her gün yapmak gerekiyor; maalesef ruhun terbiyesi, beden terbiyesinden daha uzun sürüyor ama sonuçları en az bedendeki kadar göze görünüyor.

Arada bir yükleri indirmek, ruhu havalandırmak, bedeni rahatlatmak gerçekten muhteşem oluyor. Bence siz de kışa girmeden bir günü kendinizi şımartmaya ayırın, ne dersiniz, güzel olmaz mı?

19 Şubat 2013 Salı

Sportmen Billy:)



Çocukluğumdan beri hep hopbidi zıpbıdı bir insandım ben. "Tintin" gibi enerjikliği çağrıştıran sayısız lakabım oldu bu nedenle.

Mesela minicikken koltukların üzerinden sık sık zıpladığımı hatırlıyorum. Sonra jimnastik, masa tenisi gibi çeşitli spor maceralarım oldu. Ortaokul yıllarımda arkadaşım Esra ile yaz tatillerinde Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nin çevresinde yürüyüş yapardık. Lise yıllarımda dansa merak saldım, güya sınıfımızda İngilizce Listening dersleri için bulunan teyp ise özellikle kız bolluğu içindeki sınıfta oryantal müsabakalarına kadar vardırdı işi.

Üniversitede ise yürüyüş yapmak hayatımın vazgeçilmezlerinden biri oldu. Dersim sabahsa, öğleden sonra, öğleden sonraysa sabah çıkıp yürüyüş yapardım. Bu yürüyüşlerin şöyle bir güzel yanı da vardı: Bol bol düşünürdüm, hayatım, düşüncelerim, hissettiklerim üzerinde. O yaşların insan ömründeki en dikkat çekici yıllar olduğunu düşünürsek farkındalığımı çok artıran bir aktivite olmuştu, hem bedenim, hem ruhum açısından.



Derken çalışmaya başladım. Bu ülkenin farklı şehirlerinde, bir yıl kadar otel hayatı yaşadım. Yürüyüşlerim artık koşuya döndü. Gittiğim yerde ilk iş otelin fitness salonuna göz atmak oluyordu ya da çoğunlukla sabah mesai başlamadan eşofmanları kuşanıp artık yol nereye götürürse tempolu tempolu yürüyüp hem de akşam gidebileceğim yerler için keşfe çıkıyordum. Tabi bu aktivite Fethiye, İzmir, Tekirdağ gibi güzel kıyılarda daha güzel oluyordu ama ben Kastamonu, Karaman gibi küçük şehirlerde de hareketi elden bırakmıyordum.

Küçük şehirlerde sabahın altısında koşan bir kız, kimi zaman şehrin küçüklüğünden kendimi şehirlerarası yollarda buluyordum... Pek normal karşılanmıyor haliyle. Karaman'da bir sabah koşuyorum yine, esnaf da her sabah yeni yeni dükkanlarını açıyor, bir tanesi komik bir İç Anadolu şivesiyle "bu da tay gibi her sabah nereye koşuyorsaaa" diyor arkamdan:))) Zor dönemlerimdi aslında ama çok güzelmiş.



Sonra yerleşik hayata geçince bu sefer de hayatım fazla durağan gelmeye başladı. Ne yapsam, ne yapsam derken... Gidip bir spor salonuna üye oldum. Şu çok moda pilatesler, derken dumbıllar, toplar, barlar, step tahtaları hayatıma girdi, ardından Latin dansları eşliğinde koreografik aerobik hareketleri... Bununla birlikte farklı cinsiyet, yaş, meslek ve eğitimde hala görüştüğüm bir sürü arkadaşım oldu.



Her şey çok keyifliydi ki, bizim spor salonu topu attı. Sudan çıkmış balığa döndük. Düzenli spor yapan insanlarda bir endorfin bağımlılığı olduğuna kesinlikle inanıyorum. Ben de bunlardan biriyim, aslında hiçbir şeye çok fazla bağlanmayacaksın düsturunu benimsesem de o sıra aylarca rüyamda bize en acılı seansları yaşatan Burcu Hoca'yı gördüm, ayrılığa dayanmak zor oldu.

Sonra gittim çok daha lüks bir spor salonuna hatta moda deyimle "club"a üye oldum. Üç yılım da orada geçti. Burası da eşiğimi fazlaca yükseltti. Pilates'in pahalı aletlerle yapılanı, üç-beş kişilik özel kinesis dersleri, bosular, spinning derken bir de hayatımıza "hadi spor bitti, saunada buluşalım"lar girdi, yine bir sürü arkadaş eşliğinde.

Şunu gördüm düzenli spor yapan, bunu yaşam biçimi, tutku haline getirmiş bir insanın hayatla kavgası azalıyor, hayattan keyif almayı bilen, bunu beceren bir insana dönüşüyor.

Ve bugüne gelirsek... Evlilik ve bazı nedenlerle uzak kaldığım sporuma dönerek her tarafım ağrıyarak uyanmayı, onca enerjiyi harcayıp kurt gibi acıkmayı nasıl da özlemişim! Şükür kavuşturana!



Şimdi biraz da nedir, ne değildir dersek...

"En iyi spor ya yüzmedir, ya yürüyüş" diyen uzmanlara ve doktorlara inat, en iyi spor siz neyi yapmayı seviyorsanız odur diyerek karşı görüş bildiriyorum. Böyle denildi diye, alışveriş merkezi dolaşmakla ya da denizde 10 dakika kulaç atmakla "aman iyi spor oldu" diyen insanlar var çünkü. Evet mantık 60 yaşına geldiğinde de yapabileceğin sporsa, bence öneri "ya yürü, ya yüz" yerine, "eğer ömrünün sonuna kadar yapabileceğine kanaat getiriyorsan her tür sporu yap" olmalı. Çünkü bu işin baş düşmanı istikrarsızlık, yani yapıp yapıp sonra bırakmak. Bırakmayanları görüyorsunuz, meselaaaaa Ajda Pekkan:) Hala çatır çatır koşu bandında cardio yapan bir insan kendisi.

Mesela ben su sevmeyen bir insanım, denizin üzerinde, karşısında olmayı severim ama içine sadece serinlemek için girerim. "Hadi en iyi spor yüzmeymiş" diye bir ay düzenli yüzmeyi denedim, sevmediğim için sürekli kaytarma eğilimine girdiğimi fark ettim. Bundan hayır gelir mi? Buyur en iyi spor...

Ben neler yapıyorum:

Pilatesle başlarsak... 7 yıldır allegrosundan, çemberine, boy boy topundan lastiğine kadar her tür aletle pilates yapan biri olarak ilk başladığınızda öyle yerlerinizi ağrıtıyor ki, burada kas mı varmış, ben ne zaman çalıştırmışım da bu kadar ağrıyor, dedirtiyor. Pilates esneklik, dayanıklılık ve güç üzerine yapılan bir spor bence. Yani "pilatesle 5 kilo verdim" bir yalandan ibaret. Kilo vermek iki yolla olur: 1- Diyet yaparak, 2- Nabzınızı yükselten cardio egzersizleri yaparak. Pilates ise nabzınızı yükselten bir spor değil. Buradan faydasız olduğu hissine kapılmayın. Gerçekten vücudu şekillendiren, duruşu düzelten, kasları güçlendiren, vücuda esneklik kazandıran bir spor. Bununla birlikte ağırlıklarla yapılan egzersizler de aynı etkileri sağlıyor. Kilo vermek için biraz boğazı tutup pilates yapılabilir. Böylece beslenmeyle verilen kiloların yarattığı sarkmalara bir önlem alınmış olur.

Cardio egzersizlerine gelirsek... Bunlar nabzı belli bir seviyenin üzerine çıkaran, sizi terleten egzersizler: Koşu, tempolu yürüyüş, hareketli danslar, step, spinning... Ben bunların tümünü denedim. Sabırsız bir yapım olduğu için pilateslerdeki "evet şimdi sopa hareketinde 1 dakika bekliyoruz" gibi hareketlerde sıkılıyorum biraz, o yüzden cardio egzersizlerini daha çok seviyorum. Hiphop, oryantal, latin danslarının aerobik hareketleriyle harmanlandığı dans dersleri, koreografik dans eşliğinde step dersleri ya da bir disco ortamında geçen ve sabit bir bisikletin pedalını çevirmek ne kadar zor olabilir ki, dedirten ama insanı sucuğa çeviren spinning...

Genellikle tavsiye edilen ise 30 dakikalık bir cardio egzersizi sonrası yine en az o kadarlık kas egzersizi şeklinde. Yani hepsinden biraz, böylece cardio sonrası yapılan kas egzersizlerinde de yağ yakımı devam ediyor. Hatta her gün yarım saat yerine, haftada 3 gün 1 saat sporun daha faydalı olduğu da bilimsel olarak kanıtlanmış bir şey.

Ama en önemlisi ne biliyor musunuz? Severek, isteyerek, görev hissine kapılmadan sadece vücudunuza konsantre olarak içinizden gelen sporu, içinizden geldiği kadar, içinizden geldiği zaman yapmanız. Bununla beraber üşengeçlikten arınmanız. Benim çok olmuştur, "öf hiç spor yapasım yok" diyip çıktığımda "iyi ki gelmişim" dediğim.

Hareket edin, pişman olmazsınız:)

*İlk görsel internetten ama maalesef kaynağını bulamadım, diğerleri www.chillinpanda.com sitesinden.