16 Kasım 2012 Cuma

22 Eylül, Bali, Kuta: Bali Gece Hayatı



Bali’deki son tam günümüzü yine deniz kenarında yatarak geçirdik. Sonra cumartesi akşamı buraya kadar gelmişken gecelere akmadan olmaz diyerek, gece soluğu Kuta’da aldık. Artık son gün olması nedeniyle pazarlığı, taksicilerin halet-i ruhiyesini çözdük ve çatır çatır pazarlık yaparak ve sunulan alternatifleri net bir şekilde reddederek 80,000 rupiah ödedik, Kuta’ya vardık. Önce Flapjaks'te güzel bir gelato yiyip ardından
eğlenceye dalmaya karar verdik!

Uyuşturucu satmanın cezası ölüm olduğu halde sokaklarda rahat rahat “something, something” diye diye uyuşturucu satılıyor hatta kimisi yolunuzu kesip “cocain” bile diyor. Benim koca da saf saf “something ne yaaa” diyor!



Kuta'nın en meşhur barı tabi ki Hard Rock! Gitmesek olmazdı!

Daha sonra Legian Street'e geçmeye karar verdik.

Kuta’nın sahil caddesinden Legian’a kısa yoldan gitmek için ara sokakları kullandık ama bir hayli gerildim, abuk sabuk tipler, her an sizi tepelemeye hazır mobiletler, bir de ayakkabımın bağı kopunca gerginlik doruğa ulaştı.









Yüksek sesli müzik, kalabalık caddeler, gecenin saat kaçı olursa olsun açılmayan bir trafik ve yeryüzündeki her milliyetten insanlar… Bu yoğunluk kaos hissi veriyor insana, biraz geriliyorsunuz. Biz Legian 61 denilen, 61 numaralı binada hizmet veren ve her bir alanında değişik eğlencelerin yapıldığı bir mekânı tercih ettik. Ön terası Sky Garden’da Kuta manzaralı içkilerimizi yudumlayıp iç tarafında yüksek sesli müzikle kalabalıkta dans ettik, arka terasta 80’lerin müziği eşliğinde nargile içip eğlenenler vardı. Aynı şekilde mekânın diğer iki katı da bölünmüş her bir yerinde ayrı eğlence konseptlerinin uygulandığı güzel bir mekândı.



Bounty de önerilen mekanlardandı ancak biz girmedik.

Bali'deki mekanlar öyle bir durumda ki, tek bir mekana girerek her türlü eğlence anlayışınızı tatmin edebiliyorsunuz. Önce girip sessiz bir ortamda sohbet ede ede yemeğinizi yiyip üstüne gidip aynı mekanın başka bir bölümünde nargilenizi tüttürebilir, sonra başka bir böülmde yüksek sesli müzikle çılgınlar gibi dans edip kafanız şiştiğinde terasa çıkıp Kuta manzarası eşliğinde içkinizi yudumlayabilirsiniz. Biz bu nedenle Legian 61 dışında başka bir mekana gitmedik. Sırf bu mekanı gezmek bile saatlerimizi aldı zaten.

Biraz eğlenip dans edip içki içtikten sonra sabaha karşı pazarlık yapıp 110,000 rupiah ödeyerek taksiyle otelimize döndük.




21 Eylül, Bali, Nusa Dua, Bali Collection






Rafting bizi epeyce yordu. Akşam olup karnımız acıkmaya başlayınca Nusa Dua’da otele gelirken sürekli önünden geçtiğimiz Bali Collection’a gidip orada yemek yiyelim biraz da dolaşalım dedik. Otelimiz Ayodya'ya yaklaşık 10 dakikalık yürüme mesafesindeki Bali Collection açık hava bir alışveriş merkezi. Restorandan butiğe, masaj salonundan süpermarkete kadar içinde her şey var.





Burada daha önce bahsettiğim Prada’nın bir şubesi bulunuyor. Prada’ya gidip deniz ürünleri sepeti yanına Bali şarabı aldık, sigara tüttüre tüttüre yedik içtik. Midemiz coştu coştu, bayram etti! Yemekten sonra biraz dolaştık. Burada da her türlü restoran bulunuyor. Birçok mekânda güzel canlı müzik yapılıyor.






Biraz dolaştıktan sonra Bali masajı yaptırmaya karar verdik. Bali masajı yağla yapılıyor. Değişik sürelerde yapılabiliyor, sizin tercihinize kalmış. Bunun dışında ayak masajı, yüz masajı gibi çeşitler de var. Biz Prada’da bir saatlik masaja iki kişi yaklaşık 360,000 rupiah verdik. Kadınlara kadın, erkeklere erkek masöz masaj yapıyor. En güzel yanı da masajın sonunda yağlarınızı temizlemeleri, Türkiye’deki en güzel spa merkezlerinde bile sizi vıcık vıcık yağlı olarak gönderiyorlar. Restorandan sonra, masaj salonunda da Prada’yı çok tuttuk, fiyat-kalite bağlamında tabi!

21 Eylül, Bali, Ayung River, Rafting... İyi ki Bali'ye Gelmişim!










Bali’de her an, her yerde karşınıza tur broşürleri çıktığını söylemiştim. Bu rafting de daha önce bloglardan okuduğum ve broşürlerde sıkça rastladığım bir aktivite olarak aklımda yer etmişti. Otelin lobisine gidip danışmadan bununla ilgili bilgi almak istediğimizi söyledik.


Yine çekmeceden bir broşür çıktı ve kişi başı 72 dolara gidebileceğimiz söylendi. Biz de başka broşürlerde 35 dolara gördüğümüzü, fiyatın çok yüksek olduğunu söyledik. Bunun üzerine resepsiyonist, bir yerleri arayıp konuştu ve 35 dolara tamam dedi. Sabah erkenden bizi alacaklarını söyledi.

Sabah erkenden mayolarımızı, terliklerimizi giyip havlu, yedek kıyafetleri de yanımıza aldık. Özel şoför eşliğinde, dört kişi (ikisi de başka otelden alınan Japon bir çift) iki saatlik gerçekten güzel bir yolculuktan sonra Ayung River’a vardık. Yol boyunca Bali’nin gerçek yüzünü görüp ilk kez o gün Bali’den zevk aldığımı söylemek isterim. Tarlada çalışan Balili çiftçiler, yemyeşil, kocaman pirinç tarlaları, turistik bir yer olmayan bir maymun ormanında yavrusunu taşıyan maymunlar, tropik, yemyeşil alanlar…








İki saatin sonunda raftingin başlayacağı yere geldik. Üzerimizi değiştirip beklemeye başladık ve sonra ödeme yapmak üzere gişeye gittiğimizde bir sürprizle daha karşılaştık: “Ödemeniz gereken tutar 144 dolar!” yanımıza 150 dolar para almışız. Bir kez daha moralimiz bozuldu, hakikaten para harcayıp harcamamak meselesi değil de, bu kazıklanma hissi insanın ağzında berbat bir tat bırakıyor. İtiraz ettik, ben oteldeki durumu anlattım, yanımıza çok az para aldığımızı söyledim. Ancak sonuçta iki saatlik yol gitmişsin, adamlar ödeyeceksiniz diye tuttursa yapacak bir şey yok, dağın başında bırakabilirler bizi, bir taraftan da bunları düşünüyorum ama Allahtan işimizi kolaylaştırıp “peki sizin için kişi başı 40 dolar yapalım” dediler. Bali’de ilk ve tek olmak üzere kendimizi yürüyen dolarlar olarak değil, insan olarak gördüğümüz andı sanırım bu.

Gerekli ekipmanı aldık, sadece mayolarımızla kalıp geri kalan her şeyi kaptanlarımızın su geçirmez çantalarına koyduk. İki saatlik muhteşem bir macera, yüzlerce metrelik ağaçların, tropik ormanların içinde, sadece yeşilin ve mavi gökyüzünün olduğu bir manzara eşliğinde kimi zaman durgun, kimi zaman coşkun suda Bali’deki en güzel iki saatimi geçirdim. Zaman zaman suyun içinde bir yerlerde yapılan tapınaklara, kimi zaman şelalelere rastladık. Başta biraz korksam da kaptanın gerekli uyarılarına dikkat edince tehlikesiz ve zevkli bir hal aldı. 1.55’lik çöp gibi kaptanımızın bir kasları vardı ki, Kıvanç Tatlıtuğ halt etmiş! Üzerimde yürüyen kocaman bir örümceği alıp ağzına attı, bir güzel yedi ve pazularını göstererek “i am spiderman” dedi! Komutları da bir hayli komikti, kürek çekişimizi yönlendirmek için “ven, tüü, ven, tüü” diye diye bizi kopardı. Kocamın da adamdan kaptanlığı alma mücadelesi ve ardından “koca botu tek başıma götürüyorum arkadaş!” serzenişine hayli güldüm, kendini heroluğa fazla kaptırdı!






Bu güzel iki saatin ardından tur fiyatına dahil olan öğle yemeğini yemek üzere yine muhteşem manzaralı bir yerde idare eder denilebilecek açık büfe yemeğimizi yedik. Duş ve havlu gibi hizmetlerin de verildiği bu tesisten ayrıldık, aynı şoför ve ekiple otelimize kadar bıraktılar.

Raftingten sonra dedim ki, iyi ki gelmişim buraya ve iyi ki şu raftingi yapmışım!

20 Eylül, Bali, Kuta





Düğün koşturmacasından yeni çıkmış bir balayı çifti olarak Bali’yi tercih etmemizin en önemli nedeni hem değişik bir yer görüp hem de kendimizi yormadan dinlenip deniz keyfi yapabileceğimiz bir yer olmasıydı. O yüzden bir önceki tam gün turundan sonra Nusa Dua’da okyanusun, havuzun keyfini çıkarıp biraz dinlenip akşam bir yerlere gitmek amacındaydık. Ben okyanus kenarında uzun bir yürüyüşe çıkıp karaya vurmuş bir gemiye ve bol bol mercan kayasına rastladım, beyaz kum, turkuaz su manzaralarına, yaşanan gelgitlerin belirgin izlerine rastlayıp bu arada beynimde sürekli Mustafa Sandal’ın Denize Doğru şarkısı çınladı durdu.


Bali sörfçülerin, dalışçıların da cenneti aslında. Su altında da, üstünde de keşfedecek bir şeyler var. Hatta dalış yapamayanlar için “underwater” isminde etkinlikler düzenleniyor ve kafanızda astronot başlığı gibi bir başlıkla suyun altında yürüyerek keşfe çıkıyorsunuz.

Öğleden sonra deniz keyfini noktalayıp meşhur maymun ormanlarını görüp birkaç yeri gezelim diye taksi arayışına çıktık ve sıkı durun bir taksi macerası daha geliyor…

Otelin lobisindeki kadına uzun uzun sorup gerekli bilgileri aldıktan sonra onun bize tavsiyesiyle vahşi olmayan maymunların olduğu bir maymun ormanına gidip, Tanah Lot adındaki muhteşem manzaralı tapınakta günü batırdıktan sonra akşam yemeği ve eğlence için Kuta’ya gitmeye karar verdik. Hepsi harita üzerinde birbirinin güzergahında yerlerdi.

Öncelikle birkaç taksiciyle pazarlık edip fiyatta anlaşamayınca bir derici dükkanının önünde taksi sorduk. Derici de kuzeninin bu işi yaptığını ve ona soracağını söyleyerek yanımızda aradı. Üç yere birden yetişemeyeceğimizi ama iki yer için 300,000 rupiaha bizi götürebileceğini söyledi, biz de tamam dedik.

Bano isminde Müslüman olan taksicimizi başta çok sevdik. Bizimle her taksici gibi sohbet etti, oraya gittiniz mi buraya gittiniz mi diye konuştu durdu. Aslında Jakartalı olduğunu, karısının Jakarta’da olduğunu ve kendisinin para kazanmak için Bali’ye geldiğini, karısını çok özlediğini filan söyledi. Ardından çocuğu olduğunu, trafik kazası yaptığını ve çocuğunun öldüğünü anlattı. Biz de acıdık. Sonra ertesi gün 12 saat boyunca bizi 400,000 rupiaha gezdirebileceğini söyledi. Adam öyle sempatik geldi, öyle acıdık ki, tamam dedik yarın Ubud’a gitmek istiyorduk, sen bizi gezdir. Hatta Umut’a diyorum ki, “Umut bu adama 500,000 rupiah verelim yarın” diyorum! Boşuna dememişler acıma acınacak hale gelirsin diye!

Adam önce bizi “şurada bir alışveriş merkezi var, çok güzel, uğrayalım, görün” diye ısrarla alışveriş merkezine soktu. Tabi ki anlaşmalı olduğu bir yerdi. Sonra çıktık yok efendim trafik çok sıkışıkmış da, Tanah Lot’ta günbatımını kaçırırmışız da diye diye oraya gitmekten de kaytardı. Anlaşmamız bir kez daha bizi Kuta’ya bırakıp 5 saat bekleyip otele bırakmak üzere 250,000 rupiah ile değişti. Ama adama sinir olduk. Umutla da gerildik, yapmak istediğin bir şeyi paranla bile yapamıyorsun ve her şeye onların keyfi karar veriyor. Madem yetişemeyeceğiz bizi neden zorla alışveriş merkezine sokarsın be adam!






Sonra Kuta plajında günbatımını izledik.

Kuta Bali’nin merkezi. Tüm eğlence mekânları, uygun alışveriş mekânları burada. Biraz Pattaya’nın Sahil Yolu’nu andırıyor. 2002 ve 2003 yıllarında radikal İslamcılar burayı iki kez bombalamışlar, yüzlerce insan hayatını kaybetmiş, bombalanan yerdeki anıtta yüzlerce insanın adına bir anıt yapılmış ama hemen yanı başında eğlence tam gaz devam ediyor. Bu bombalı saldırıların Bali’nin popülaritesini azalttığı söylense de ben hayatımda bu kadar çeşit insanı hiçbir yerde görmedim. Kanadalısından, Amerikalısına, Rusuna, Uzak Doğulusuna kadar…









Kuta’nın paralel bir caddesinde Matahari adındaki büyük bir alışveriş merkezinden hediyeliklerimizi aldık. Magnetler, Bali temalı tişörtler, çay-kahve gibi Bali’ye özgü şeyleri uygun fiyata alabilirsiniz.





Akşam birer kadeh Bali şarabı içtiğimiz kırmızı konseptli mekanın maalesef adını hatırlamıyorum ama hat safhada romantik ve huzurlu bir yerdi. Sahil boyunca yürürken mutlaka dikkatinizi çekecektir.

Şaraplarımızı bitirdikten sonra, başka bir akşam alemlere akmak üzere Bano’yu bulduk. Kuta’da eğlence için Legian Street’teki sayısız mekan ve Seminyak’taki mekanlar tavsiye edilir. Kuta’da otele dönüş Legian Street üzerinden oldu, bizim Bano efendi demez mi “bu mekanlara ben de cumartesi akşamları geliyorum “with my girlfriend”! Biz de” rezil, yok karıma para kazanıyorum, yok çok seviyorum bilmem ne de, ondan sonra elin karılarıyla gece klüplerinde gezzzz, boynun altında kalsın!!!” diyerek ertesi günkü plandan da vazgeçtik. Adam birkaç gün sonra, biz Türkiye’deyken bize sms yolluyor: “hi mr. Umut when we go to Ubud?” diye, “hadi oradan!” dedik!

Epey gerilmiş olarak otele geldik. Gezip eğlenmek için strese girmek… En kötüsü de bu…

Bali'de Ne Yedik, Ne İçtik?





















Deniz ürünlerini ne kadar sevdiğimi bilmeyen kalmamıştır herhalde. Bali bu anlamda zengin mi, zengin… Üstelik maalesef eşiğinizi de felaket yükseltiyor. Örneğin karides denilen şeyin tavuk butu gibi geldiği bir ülkede bir hafta boyunca sürekli bunları yiyince Türkiye’deki karidese böcek muamelesi yapmamak elde değil. Yengeç, ahtapot, ıstakozu da ayrıca anlatmama gerek yok sanırım. Bol bol deniz ürünü yedik. Balıklı çorba, kızarmış pirinç de Bali’de hemen her yerde rastlayabileceğiniz geleneksel yemeklerden. Midye ve pirincin sebil gibi olmasına rağmen bizdeki midye dolmasından yapmayı akıl edememişler, midyenin içine meşhur baharatlarıyla yaptıkları ezme gibi bir şeyi koyup öyle servis ediyorlar. Ben garsona “bizim ülkemizde bunun içine pirinç koyarız daha harika olur” diyince Umut kızdı “sırrımızı neden veriyorsun, Yunanlardan sonra Balililer de midye dolmamıza sahip çıkarsa görürsün” dedi.

Fast food seçeneği çok fazla. Sadece bir kere Pizza Hut’ta yemek yedik. O da bizim Türkiye’deki pizzalardan çok daha farklıydı, olumlu yönde diyorum. İki küçük pizzayı zor bitirdik. Mc Donald’s ve Kentucky en çok rastlanan fast food zincirleri. Ama ben geleneksel yemekleri yemekten yana olduğum için bol bol deniz ürünü yiyip Bintang birasından içtim.

Bali’de malum servis ve vergi ücretlerinden kaçınabileceğiniz ve uygun fiyata güzel yemek yiyeceğiniz bir restoran ziniri var: Prada. Prada’da birkaç kez yemek yedik, hepsinde hakikaten midemiz bayram etti ve ödediğimiz para da içimize oturmadı. Birinde iki kişilik kocaman bir deniz ürünü tabağı aldık. Bitiremedik bile. Çünkü bu tabağı alınca, fiyata, öncesinde açık büfe çorba, salata, iki tane Bintang ve ardından seçeceğin iki tatlı da dahil oluyor. Gerçekten muhteşem bir yemekti. Biz Bintang yerine Bali şarabı içip bir de ona bayıldık. Toplamda da yaklaşık 60 dolar ödedik. Bir başka gidişimizde yediğimiz ördek (Endonezya dilinde bebek) de gerçekten çok başarılıydı, biraz fazla yağlı gelse de gerçekten çok güzeldi. Prada aynı zamanda süpermarket ve masaj salonu zincirlerine de sahip. Masaj salonu ve süpermarketini de tavsiye ediyorum.






İçki olarak Bintang birası, Bali şarabı ve muz likörü mutlaka ama mutlaka denenip mümkünse valize de bol bol konulup Türkiye’ye getirilesi.

Ayrıca atölyelerde ev yapımı çeşit çeşit çayları ve kahvelerinden de gerek hediyelik, gerek evinize alıp soğuk kış günlerinde içmelik almanızı tavsiye ederim. Bali kahvesi ve Luwak kahvesi bana çok sert geldiyse de vanilyalı, çikolatalı kahveler, ginseng kahvesi ile zencefil çayı ve yeşil çay içimi yumuşak çaylar olarak tavsiye edilir.

Sigara anlamında da çok zengin bir ülke. Sigaraları çok yoğun. Mentollü slim sigaralar bile iç iç bitmiyor. Eğer sigara içen ya da en azından benim gibi içkinin, kahvenin yanında sosyal içici olarak dumanı içinize alıp bırakmayı seven biriyseniz Bali’nin sigaralarını, purolarını deneyin derim.






Meyvelerden Tayland'da yemelere doyamadığımız mangustin, rambutana çok rastlayamadık ama favorim salak oldu. Dış yüzeyinin yılan derisini andırması nedeniyle turistlerin “snake fruit” dediği bu meyve biraz rambutanı andırıyor, deneyin. Onun dışında tatsız kavun karpuz oldukça bol, ananas da.


Tatlı konusunda mutfakları oldukça zayıf. Tatlıdan anladıkları ananas, karpuz, kavun... Bir yerin tatlı mönüsünde kızarmış muz tatlı olarak sunuluyordu ama şekerden çok yağ tadı geldi damağıma. En çok Prada'da yediğim kızarmış dondurmaya bayıldım ben!

Bir de oranın Algida’sı hakikaten iyi çalışıyor anladığım kadarıyla… Özellikle son yıllarda Türkiye’de yediğim Magnumlar tereyağı yiyormuşum hissi yaratıp çikolatasının bile kalitesinin günden güne düştüğünü göz önüne alırsak Magnum sevenlerin Bali’de Belçika çikolatalı ve bol çeşitli harika dondurmalarından yemelerini öneririm. Ben capucinolu ve çilekli olanlarına bayıldım.

Bir de Kuta’daki Flap Jacks adlı gelatocunun ev yapımı dondurmalarını ve tatlılarını denemeden gelmeyin!