13 Temmuz 2011 Çarşamba

Uzak Doğu'da: 26 Haziran, Bangkok- Kanal Turu

















































































































































































































































Kanal turuna çıkmak üzere şehrin merkezi Siam Square’den sky traine binerek oranın yerel bir tur şirketine doğru yola çıkıyoruz.
Sky train oldukça ucuz, yüksek köprüler üzerinden giden bir tren ancak hattı oldukça kısa mesafede. Aslında Tayland’da ulaşım genellikle taksiyle tercih edilebilir. Tabi pazarlık yaparak ya da taksimetre açtırarak. Ancak bu kez skytraini de görelim istedik.
Ve tur şirketinde de pazarlık yaptıkJ Neredeyse özel tur gibi bir şey oldu, özel motorlu kayıklarla, 6 kişilik bir tur grubu olduk. Biz zaten 4 kişiyizJ Kanal turu belki de Bangkok gezimizin en ilginç yerlerini görmemize neden oldu. Kahverengi bir su… Doğu’nun Venedik’i unvanı boşuna değil! Barakalar, rengarenk çamaşırlar, nehir üzerindeki kayıklarda satıcılar… Bu arada satıcılardan bahsetmişken Bangkok’un meşhur yerlerinden birisi de Yüzen Çarşı, nehir üzerinde aynı usulde kayıklarda satış yapan insanların olduğu bir pazar. Gidiş 2 saat sürüyormuş, biz daha önce gidip gelenlerden aldığımız geri bildirimlerle pek de gidip gelmeye değmeyeceğini duyduk. Zaman kısıtımız da devreye girince, oraya gitmeyi tercih etmedik. Kanal turunda da bir pazar havasında olmasa da aynı tarzda satış yapan satıcılara rastlamak mümkün demişlerdi, doğruymuş!
Kanal Turu’nda Wat Arun tapınağında duruyoruz. Gerçekten göz alıcı bir tapınak, kutsal üçlünün en etkileyicisi… Tapınağın iki katı var. Katlara tırmanarak Bangkok ve nehir manzarası görüyorsunuz. Ancak tapınağın merdivenlerini tırmanmak kolay değil, daracık ve dimdik… İman ölçen cinstenJ Tapınağın ikinci katına bir branda gerilmiş anı niyetine üzerine bir şeyler yazıyorsunuz isterseniz.
Wat Arun’dan sonra Kanal Turu’nu Çin Mahallesi’nde noktalıyoruz.

Uzak Doğu'da: 26 Haziran, Bangkok- Budizm...
















































































































































































































































































































Kayıp valizimin bunalımı içerisinde Bangkok şehrinin en başta görülesi yerlerini keşfe çıkıyoruz. İlk durak Kraliyet Tapınağı Wat Pho. İçinde altın oturan Buda heykeli yer alıyor. Daha sonra 46 metre uzunluğundaki yatan Buda heykelinin yer aldığı Wat Tramit Tapınağı’na gidiyoruz. Wat Tramit’te konulan kaselere küçük paralar atarak dilekte bulunabiliyorsunuz.
Tapınak içlerinde bulunan kubbeli yapıların her biri anıt mezar. Budizimde ölümden sonra beden yakılıyor ve her bir önemli din adamının külleri bu tapınaklar altına konularak anıt mezar dikiliyor. Wat Tramit’te bunlardan büyüklü küçüklü 90 adet bulunuyormuş.
Ayrıca tapınakların duvarlarında Tayland’daki geleneksel yaşama dair tablolar, kabartmalar ve mozaikten çalışmalar bulunuyor.
Budizmde lotus çiçeği kutsal sayılıyor, tıpkı Buda’yı kurtardığına rivayet edilen fil gibi…
Tapınakların çevresinde, özel turuncu kıyafetleriyle bir sürü Budist rahip dolaşıyor. İçlerinde çocuklar da var, yaşlı başlı amcalar da… Bunlar çocukluklarından itibaren bu hayata başlıyorlar ve toplanan yardımlarla geçimlerini sağlıyorlar. İlerleyen günlerde sabahın erken bir saatinde bunların tapınaklara doğru akın akın gittiklerini gördük. Ayakları çıplak, kafaları traşlı ve omuzlarında tencere görünümlü bir çanta ile. Daha sonra bir tanesi ile fotoğraf çektirmek istedik hemen çantasını açtı. İçi para doluydu, biz de Budist rahiplere küçük bir katkıda bulunduk yardım olarak. Rehberimizin söylediği bir şey de ilginçti, bazen bu rahiplerin çocuk olanları fazlasıyla sevimli olduğundan başlarını filan okşayan oluyormuş ama bu çok büyük bir saygısızlık kabul ediliyormuş, buna dikkat edin diye uyardı.
Bir not, aynı gün içerisinde Wat Pho, Wat Tramit ve Wat Arun Tapınakları’nı gezerseniz uğur getirdiğine inanılıyor… Biz Wat Arun’u Kanal Turu’nda bir durak olarak ziyaret ettik ve böylece kutsal üçlüyü tamamlamış olduk!

Uzak Doğu'da: 25 Haziran, Bangkok- Patpong, Pazarlık Hikayeleri:)





Daha sonra gece pazarı alışverişi yapmak üzere meşhur Patpong’a gittik. Kayıp valizim şerefine üzerime bir şeyler aldım ama benim cânım kıyafetlerimin yerini tutar mı??? Hayır…
Patpong uzun bir sokak boyunca kurulmuş seyyar tezgahlar üzerinde takı, elbise, çanta gibi pek çok ürünün çok ucuza satıldığı ve pazarlığın hat safhada geçerli olduğu bir pazar. Daha beğendiğiniz ürünün başka rengi var mı diye soracakken satıcılar ellerine aldıkları hesap makinelerinde fiyatı yazıyorlar, kabul etmemek genel şart. Ufak bir itiraz hareketi yaptığınız anda hesap makinesini size doğru uzatıp sizin önerdiğiniz fiyatı istiyorlar ve böylece pazarlık başlıyor. Neredeyse ilk söylenenin beşte biri fiyatına alabiliyorsunuz alacağınızı. Klasik pazarlık blöfü burada da kendini gösteriyor, yok almıyorum diyip tezgahtan uzaklaştığınız anda fiyatı biraz daha aşağıya çekiyor satıcı.
Tayland’daki pazarlıklarımla ilgili birkaç maceramız oldu. Bunları da burada anlatmak istiyorum.
Öncelikle para birimi baht ve 30 baht yaklaşık 1 dolat ediyor. Her şey gerçekten çok ucuz. Bir de pazarlıkla daha ucuza denk geliyor. Bize o kadar sıkı sıkıya tembih ettiler ki pazarlık edin mutlaka diye bazen 1 dolar için pazarlık ettiğimi hatta işi hırsa dönüştürdüğümü fark ettim ve normal şartlarda pazarlık etmeyi beceremeyen ben pazarlık yapma konusunda intermediate seviyeye ulaştım bile sayılır!

Pazarlık konusunda bazen öyle hiddetlendik ki Gül kankam uzun dakikalar boyunca çekişmeli bir pazarlık yapıp satıcıyı ikna edemeyince "ya pilizz duu it" diye haykırdı kadının yüzüne...
Ancak ekibimizde pazarlığın uzmanı Yasin oldu, son günlere doğru, fiyat sorduğu satıcı cevap verince “for two?” gibi bir tepki verdi ki, ben o an bittim!
Pazarlıkla ilgili benim bir anım da Pattaya’da … Bir çanta için 450 baht fiyat veren bir satıcı istediğim fiyata, 200 bahta indirmeyince çantayı bıraktım ve pazarın daha içlerindeki başka bir çantacıda aynısını görüp pazarlığa başladım. Ben “two hundred” dedikçe satıcı “one, nine, nine” diyip duruyor, o kabul etmiyor, ben etmiyorum… En sonunda “one, nine, nine” diyerek 199 bahtı kastettiğini anlayıp hemen kendi usulümce yaptığım pazarlığımı kesiverdimJ
Bir de pazarlık konusu satın aldığınız her şey olabiliyor. Aldığımız paket turdan, yemeğe, giysiye kadar…
Patpong ayrıca Tayland usulü gece hayatının da en canlı yerlerinden birisi… Ancak o gece yol yorgunluğu ile bu alanı pek tecrübe edemedik… İlerleyen günlere saklamak üzere sadece alışveriş ve Pazar havasını koklayıp erkenden otelimize döndük.

Uzak Doğu'da: 25 Haziran, Bangkok- Sea Food Market





























































































































































Uzun uçuşun yorgunluğu ve gün ışığının vücutta yarattığı dengesizliği ortadan kaldırmak için bir süre dinlenip akşam üstü dışarı çıkıyoruz.
Yemek için mola yerimiz, “Sea Food Market”. “If it swims, we have it” sloganıyla her çeşit deniz ürününü bünyesinde bulunduruyor burası. Market usulü çiğ balık ve deniz ürünlerini seçip tarttırıp restorandaki masanıza oturuyorsunuz, sonra gelen garsona neyi nasıl pişirmelerini istediğinizi söyleyip gönderiyorsunuz ve seçtikleriniz istediğiniz usulde pişmiş olarak masanıza geliyor.
Ben seyahatlerde genellikle oranın yerel lezzetlerini de tatmaktan yana olduğum için “Uzak Doğu’da aç kalacaksınız” laflarına kulaklarımı tıkayıp oranın tatlarından uzak kalmamaya çalıştım. Ama tabi ki palmiye yağı ve değişik sosların da midemi bozabileceğini düşünerek belli şeylerden de uzak durdum. Sonuç olarak Sea Food Market’te seçtiğimiz ürünleri sossuz olarak pişirmelerini isteyip hangisinin neyi güzel olursa ona göre yapıp getirmelerini söyledik. Dört kişilik bir masada neredeyse 10-12 çeşit denedik. Kalamar, karides, ahtapot ve yengeç gerçekten çok başarılıydı. Balıkların seçiminde biz pek başarılı sayılmazdık ancak güzel bir balık seçmiş olsak eminim ondan da hat safhada keyif alırdık!
Deniz ürünlerinin yanı sıra Tayland, tropik meyveler konusunda da oldukça zengin çeşit sunuyor. Bizim favorimiz mangustin, rambutan ve lychee oldu. Bunun yanına Hindistan cevizi alarak suyunu da denedik, tatlımsı bir tat beklerken gayet nötr bir tatla karşılaştığımı belirtmek isterim.
Bu her şeyden denediğimiz ve karın doyurmaktan ziyade ziyafet ortamı yarattığımız bu yemek bizim Uzakdoğu’da yediğimiz en pahalı yemek oldu ve o bile kişi başı 50 TL’yi geçmedi.

Uzak Doğu'da: 25 Haziran, İstanbul-Bangkok













Gezmek insanın kanına bir kere girdi mi dur durak yok artık! Değişik yerler görme, farklı kültürleri tatma isteği gelip gelip kaşıyor insanı… Biz de bu kez Avrupa ya da en azından Hıristiyan kültüründen biraz uzaklaşmak istedik ve bunun için Tayland ve Singapur’da karar kıldık.
23.45 uçağıyla Uzak Doğu yolculuğumuz başladı. Yol 9 saat sürüyor .
Bangkok saati Türkiye’den 4 saat ileride, uçağımızın kalkışı biraz geciktiği için öğleden sonra saat 14.00’te havalimanına indik. Ve valizim kayıp!
Şehirle ilgili ilk izlenimler, sıcak, ıslak, yapış yapış… Ve hat safhada kaotik! Gelişmiş ülke sokaklarındaki huzuru, düzeni aramak boşuna. Şekilsiz binalar, binalar üzerinde kocaman kablolar ve korkunç bir trafik. Ortamda bir yağmur sıcağı var ama güneş yüzünü öldüm Allah göstermiyor! Ve çok büyük! Bir kere geçtiğin yerden bir daha hiç geçmiyormuşsun gibi, şehre hakim olmak, ne ne taraftadır anlamak birkaç günde mümkün değil…
Montien Riverside Otel’de konaklıyoruz, şehrin ortasından geçen Chao Praya nehrinin kıyısında oldukça büyük ve güzel bir otel. 23. katından kararmış nehrin görüntüsü insana değişik bir huşu hissettiriyor. Belki siz de fotoğraflarla aynı hisse kapılabilirsiniz!

Klimalar 7/24 çalışıyor bu şehirde. Hatta öyle ki kapalı mekanlara (skytraine, alışveriş merkezlerine, taksilere) girerken üzerinize hırka alma ihtiyacı hissediyorsunuz, dışarıda ise kendi saçlarınıza bile tahammül edemiyorsunuz!