13 Temmuz 2011 Çarşamba

Uzak Doğu'da: 25 Haziran, Bangkok- Sea Food Market





























































































































































Uzun uçuşun yorgunluğu ve gün ışığının vücutta yarattığı dengesizliği ortadan kaldırmak için bir süre dinlenip akşam üstü dışarı çıkıyoruz.
Yemek için mola yerimiz, “Sea Food Market”. “If it swims, we have it” sloganıyla her çeşit deniz ürününü bünyesinde bulunduruyor burası. Market usulü çiğ balık ve deniz ürünlerini seçip tarttırıp restorandaki masanıza oturuyorsunuz, sonra gelen garsona neyi nasıl pişirmelerini istediğinizi söyleyip gönderiyorsunuz ve seçtikleriniz istediğiniz usulde pişmiş olarak masanıza geliyor.
Ben seyahatlerde genellikle oranın yerel lezzetlerini de tatmaktan yana olduğum için “Uzak Doğu’da aç kalacaksınız” laflarına kulaklarımı tıkayıp oranın tatlarından uzak kalmamaya çalıştım. Ama tabi ki palmiye yağı ve değişik sosların da midemi bozabileceğini düşünerek belli şeylerden de uzak durdum. Sonuç olarak Sea Food Market’te seçtiğimiz ürünleri sossuz olarak pişirmelerini isteyip hangisinin neyi güzel olursa ona göre yapıp getirmelerini söyledik. Dört kişilik bir masada neredeyse 10-12 çeşit denedik. Kalamar, karides, ahtapot ve yengeç gerçekten çok başarılıydı. Balıkların seçiminde biz pek başarılı sayılmazdık ancak güzel bir balık seçmiş olsak eminim ondan da hat safhada keyif alırdık!
Deniz ürünlerinin yanı sıra Tayland, tropik meyveler konusunda da oldukça zengin çeşit sunuyor. Bizim favorimiz mangustin, rambutan ve lychee oldu. Bunun yanına Hindistan cevizi alarak suyunu da denedik, tatlımsı bir tat beklerken gayet nötr bir tatla karşılaştığımı belirtmek isterim.
Bu her şeyden denediğimiz ve karın doyurmaktan ziyade ziyafet ortamı yarattığımız bu yemek bizim Uzakdoğu’da yediğimiz en pahalı yemek oldu ve o bile kişi başı 50 TL’yi geçmedi.

Uzak Doğu'da: 25 Haziran, İstanbul-Bangkok













Gezmek insanın kanına bir kere girdi mi dur durak yok artık! Değişik yerler görme, farklı kültürleri tatma isteği gelip gelip kaşıyor insanı… Biz de bu kez Avrupa ya da en azından Hıristiyan kültüründen biraz uzaklaşmak istedik ve bunun için Tayland ve Singapur’da karar kıldık.
23.45 uçağıyla Uzak Doğu yolculuğumuz başladı. Yol 9 saat sürüyor .
Bangkok saati Türkiye’den 4 saat ileride, uçağımızın kalkışı biraz geciktiği için öğleden sonra saat 14.00’te havalimanına indik. Ve valizim kayıp!
Şehirle ilgili ilk izlenimler, sıcak, ıslak, yapış yapış… Ve hat safhada kaotik! Gelişmiş ülke sokaklarındaki huzuru, düzeni aramak boşuna. Şekilsiz binalar, binalar üzerinde kocaman kablolar ve korkunç bir trafik. Ortamda bir yağmur sıcağı var ama güneş yüzünü öldüm Allah göstermiyor! Ve çok büyük! Bir kere geçtiğin yerden bir daha hiç geçmiyormuşsun gibi, şehre hakim olmak, ne ne taraftadır anlamak birkaç günde mümkün değil…
Montien Riverside Otel’de konaklıyoruz, şehrin ortasından geçen Chao Praya nehrinin kıyısında oldukça büyük ve güzel bir otel. 23. katından kararmış nehrin görüntüsü insana değişik bir huşu hissettiriyor. Belki siz de fotoğraflarla aynı hisse kapılabilirsiniz!

Klimalar 7/24 çalışıyor bu şehirde. Hatta öyle ki kapalı mekanlara (skytraine, alışveriş merkezlerine, taksilere) girerken üzerinize hırka alma ihtiyacı hissediyorsunuz, dışarıda ise kendi saçlarınıza bile tahammül edemiyorsunuz!

14 Nisan 2011 Perşembe

Loğusa aksesuarlarım:)









Dilara'nın doğumunu hepimiz dört gözle bekledik. Ben bu aşamada Dilara'ya bir de loğusa tacı tasarladım.






"Albastı"ya karşı taaa eski Türkler'den gelen bir gelenek bu... Bebeğin babasının bir eşyası, kırmızı bir bant ve iğne, makas, bıçak gibi kesici-delici bir aletin loğusa dönemi boyunca annenin yanında durması anneyi karabasanlardan korur, bebeğin sütünün kesilmesine engel olurmuş.






Ben biraz daha modernize ederek yeni anneye loğusa tacı yaptım:)






Bora'nın babası Atilla ise sürekli "bana bir şey yok mu" dediğinden ona da kıyamadım, bir loğusa aksesuarı olarak "yeni baba" yazılı broşu da onun için yaptım. Hep anneye ve bebeğe yapacak değiliz ya!

Ela ve Bora Doğdu!









13 Nisan Çarşamba günü önce Bora'nın haberini aldık, daha sonra Ela'nın... Ne tesadüf ki müdürlüğün iki bebeği aynı gün birkaç saat arayla doğdular. Demet'in hazırladığı doğum kurabiyeleri... Süsleme ve kapları da en büyük rakibim Demet'in annesi Necmiye teyzeden.






Bebişlere güzel bir ömür diliyorum...

Doğum günü









Demet'in denemeleri devam ediyor...






1 yaş kutlaması için yaptığı pasta, kurbiyeler ve doğum günü pastası...






Hep erkek bebeklere yaptığından pastalar hep mavi konseptli ancak tatları nefis...